Ergenekon davalarının başından itibaren kamuoyu ikiye ayrıldı, bir taraf bunların tümüyle düzemece olduğunu düşünmeye devam ediyor, diğer tarafsa ortada “bir şeyler” olduğuna inanmış durumda.
Bu davaların hazırlanmasında; soruşturma ve gözaltılardaki birçok anlamsızlığın yanı sıra, iddianamelerde yer alan garip ayrıntılar da kuşkulu kamuoyunun kuşkularını adeta pekiştiriyor.
Davalarda kanıt olarak sunulmuş binlerce sayfalık belgenin nasıl sahte olabileceği, Silahlı Kuvvetler’i yıpratmak için “dışarıdan” birileri tarafından nasıl hazırlanmış olabileceği sorusuna en basit mantıkla bile cevap bulmak mümkün değil.
Ancak Ergenekon davaları sürerken, en başta bulunan silah ve bombalar ve bazı eylem planları dışında bir “faaliyet”e ulaşılmış da değil.
Bazı sanıkların Malatya katliamından “operasyon” diye söz etmesine, Hrant Dink cinayetinin hazırlanış biçimiyle ilgili kuşkulara rağmen, davalarda Danıştay saldırısı, Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalar dışında bir “eylem” yer almış değil...
Sanık durumundaki muvazzaf ve emekli askerlerin tümünün “her şeyi” reddetmesi ise çok olağandır; çünkü böyle bir hazırlık faaliyetini kabul etmenin cezası “anayasayı tebdil, tağyir ve ilga” maddesi dolayısıyla doğrudan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır.
Ergenekon davaları daha çok su kaldıracak. Her şeyin düzmece olduğuna inananlar, Silahlı Kuvvetler’in “her şeyi düzmece” bir dava silsilesine neden tepki göstermediğinin cevabını aramaya devam edecek.
Her şey bir yana, bu davalar sürdükçe önemli şeyler öğrenmeye devam ediyoruz.
Örneğin dün yapılan bir duruşmada devletimizin “Pontus Rum tehdidi” konusunda çalışma yaptığını öğrendik. Kuşkusuz, nasıl bütün Türkleri birleştirme hayali gören Türkler varsa benzer rüyaları olan Rumlar da var, Ermeniler de var.
2010 yılındayız, dünyanın bugünkü koşullarında Türkiye üzerinde bir “Rum Pontus devleti tehdidi” olduğunu düşünmek ve bu tehdidi “savuşturma” yolunda çalışmalar yapmak kolay açıklanabilir bir durum değil.
Henüz bilmiyoruz ama, belki devletimizin bazı birimleri, Karamanlılar’ın kendilerini farklı hissetmeleri dolayısıyla, yani bu “tehdit”le de ilgili çalışmalar yapıyordur.
Paranoyalarla yaşayan bir devlet düzeninin; bütün vatandaşlarını potansiyel hain, bütün dünyayı düşman olarak gören bir zihniyetin Ankara’dan temizlenmesi için daha “dünyalı bir Türkiye”den başka yol bulunmuyor. Aksi durumda bu zihniyet kâh oradan kâh buradan çıkacak, kendi vatandaşlarıyla ve bütün dünya ile savaşmak için hazırlıklar yapmayı sürdürecek.
Kısacası, vatandaşlarına dünyayı cehennem etmeye devam edecek.

