Orta Doğu savaşı çevresindeki siyasi faaliyetler Türkiye’ye bölgede daha önemli “rol” verilmesini içeriyor.
Bu “rol”ün ilk görüntüsü Güney Lübnan’daki BM barış Gücünde etkin görev almak. Ancak henüz daha bu gücün görev çerçevesi tam çizilmiş olmadığı için Türkiye de kaygılarını gizlemiyor.
Bu kaygı çok açık olarak ifade ediliyor: Türkiye’den Hizbullah’ın silahsızlandırılması gibi bir görev talep edilemez.
Manzaranın genelinde, ABD sözcülerinin son açıklamaları göz önüne alındığı zaman Türkiye’nin önüne basit bir ikilem konulduğu söylenebilir.
n Amerikan yönetimi diyor ki: Türkiye Orta Doğu’da daha etkili olsun, Batı ile ve tabii ki ABD ile daha sıkı işbirliği yapsın, buna karşılık PKK’yı verelim.
Elbette bunlar diplomatik dilde başka türlü ifade ediliyordur. Ama son günlerin siyasi trafiğine bakıldığı zaman, PKK’ya ilişkin Kuzey Irak’taki faaliyetler ve Amerikalıların sözleri yan yana konulduğu zaman ortaya bu ikilem çıkıyor.
Bölgedeki Kürt milliyetçi hareketleri, geçen yüzyıl boyunca büyük güçlerin mücadeleleri içinde bir unsur olarak kullanıldı. Osmanlı’nın son döneminde, Birinci Dünya Savaşı sonrasında hep aynı sistem devam etti. Son 20 yılın Kürt milliyetçi hareketleri de aynı akıbetten kurtulmuş değil. Bu, Kuzey Irak’ta kurulmakta olan Kürdistan için de geçerli bir durumdur.
n Türkiye’nin bu iki seçenekli durumdan sıyrılmasının yolu, öncelikle Kuzey Irak ile kurulacak ayrıcalıklı ilişkilerden geçmektedir. Türkiye asıl bölgesel gücünü ABD ile İran-Suriye mihveri arasında kalmamakla gösterecek ve geliştirecektir.
Türkiye’nin Orta Doğu krizinde taraf konumuna düşmesi bütün vadelerde Türkiye’nin işini zorlaştıracak bir durumdur.
ABD ve Arap dünyasındaki müttefikleri bu yönde ağır çaba göstermeye devam edecektir.
Eğer bu çabaların sonucu Türk askeri Güney Lübnan’a gider ve bir Türk askerinin kanı dökülürse Türkiye taraf haline gelir.
Amerikan yönetiminin PKK’ya karşı istediklerinin ayrıntısı henüz belli değil. Ancak bunları tahmin etmek de güç değil ve her ihtimal Türkiye’nin başına yeni çoraplar örülmesi potansiyelini taşıyor.
Burada, PKK’nın bu şekilde pazarlık unsuru haline gelmiş olmasının kökenleri üzerine de düşünmek gerekiyor.

