Partilerin zenginliği

Haberin Devamı

CHP geçen yıl “akıllı” bir genel merkez binasına taşındı. AKP’nin genel merkez binası hiç de fena değildi, ama o da yeni bir genel merkeze taşındı.
Çeşitli haberlere göre bu binalar epeyi milyon YTL’lere mal olmuş.
DSP’nin CHP ile birleşmesi ve ANAVATAN’ın DYP ile birleşmesi konuları gündeme geldiği sırada yine birtakım para işleri konuşuldu. Anlaşıldı ki ANAVATAN kendini fesheder DYP ya da DP’ye katılırsa bayağı bir para devlete kalacak. Aynı şekilde DSP’nin, Ecevit çiftinin iyi idaresi sayesinde oldukça zengin olduğu da ortaya çıktı...

***

Siyasi partilerin zenginliğinin bir tek kaynağı vardır: Devlet. Türkiye’de herkesin şu ya da bu şekilde devletin bir kıyısından kemirmesi sistemi değişmediği, değiştirilmediği için siyasi partiler de devletten geçinen kurumlar olarak kalmıştır.
Bu paraları devlet veriyor, denildiği zaman da kaynak, devletin halktan aldığı vergiler ve faizle borç aldığı paralardır.
“Devlet eliyle zengin olanlar” sadece devletle iş yapan müteahhitler, şirketler ya da her siyasi iktidarın çevresinde “serpilen” çevreler değildir. Siyasi partiler de “devlet eliyle zengin edilen” kurumlar arasındadır.

***

Siyasi partilere devlet yardımı sisteminin getirilmesinin nedeni, partilerin ekonomik bakımdan güçlü çevrelere “muhtaç” durumda kalmasını önlemektir. Ancak partiler hem hazine yardımı alıyor hem de ekonomik bakımdan güçlü kişi ve kuruluşların desteğine başvuruyor. Bunun tersini iddia edenler de yalan söylüyor. Hatta sistem öyle çalışıyor ki, partiler kendilerine gelmese bile ileriye dönük “yatırım” yapmak isteyen kişi ve kuruluşlar onlara gidiyor.

***

Batı’da siyasi partilerin gelir kaynakları üye aidatlarıdır. Partiler bu ana kaynakla siyasi faaliyetlerini vakıflar aracılığıyla yürütebilmektedir. Ayrıca birçok ülkede milletvekilleri maaşlarının en az yarısını partilerine vermekte ve böylece dengeli sistemler kurulmaktadır.
Siyasi partilerin ana gelir kaynağı üye aidatları ve milletvekili maaşlarından yapılan katkılar olduğunda, doğallıkla “tabanın” etkinliği ve katılımı da farklı olmaktadır.
Bizim siyasilerimiz asla böyle bir sisteme ulaşılması için çaba göstermezler, çünkü bugünkü düzen onların kendi partilerinin “padişahı” olmalarının güvencelerinden biridir.

***

Her siyasi, ağzını açtığında söylediği cümle başına en üç kez “demokrasi” diyor. Ama şu anda en anti-demokratik yasalarımızın başında da Siyasal Partiler Kanunu geliyor. Bu kanunu değiştirmek hiçbir parti yöneticisinin işine gelmez. Devletten parayı alırlar, istedikleri kadar koltukta kalırlar, bundan daha büyük rahatlık olmaz.
Hatta isterlerse, kendisine “sosyal demokrat” diyen partinin genel başkanı gibi, öyle bir tüzük yaparlar ki kıyamete kadar koltukta oturmayı güvence altına alırlar.

DİĞER YENİ YAZILAR