Lahor, Ankara- Cumhurbaşkanı Gül, Pakistanlı yetkililerin kendi ülkeleri ile Türkiye’yi kıyaslarken, Türkiye’de kendi ülkelerinde olmayan bir hoşgörü olduğunu söylediklerini anlattı.
Oysa biz buradan bakınca Türkiye’de hoşgörü düzeyinin çok düşük olduğunu düşünüyorduk. Pakistanlılara göre bizdeki yüksekmiş.
Gül, Pakistanlıların bunu neden söylediklerini aktarmadı ama daha sonra Sağlık Bakanı Akdağ anlattı. Konu, türban ve eşinin türbanlı olmasıyla ilgili tepkilere karşı Gül’ün hoşgörüyle yaklaşmasıymış.
Pakistan’da böyle bir tartışma ihtimali zaten yok, orası bir “İslam Cumhuriyeti.” Bu “İslam Cumhuriyeti” nden başka kaç İslam cumhuriyeti çıkacağını, ikinci bir Afganistan çıkıp çıkmayacağını henüz bilmiyoruz. Kimse de bilmiyor.
Coğrafi ve toplumsal açıdan stratejik bir konumu olan, bu yüzden de Batı’nın özellikle ABD’nin aşırı ilgisi altında bulunan Pakistan’da, demokrasi ve hoşgörünün tek adresinin türban olamayacağının görülmesine çok var.
Biz Pakistan’ın siyasal ve toplumsal hayatının ayrıntılarını öğrenirken, Türkiye’de çok konuşulmuş olan Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı son atamayla ilgili olarak da Gül kendi bakış açısını çok açık anlattı. Söylediği özetle şu:
Anayasa Mahkemesi üye adaylarıyla ilgili bilgiler Cumhurbaşkanı’na iletilmiş, Cumhurbaşkanı kendi danışmanlarıyla yaptığı görüşmeden sonra bir seçim yapmış. Gül’e göre bütün adaylar bu göreve “yakışıyor”, ancak biri seçilecek. Seçilen kişiyle ilgili bilgiler, 19 yıl savcılık, 9 yıl raportörlük yaptığı, hukuk alanında da doktora sahibi olduğu. Ve Cumhurbaşkanı tercihini bu yönde kullanmış.
Gül, atadığı kişiyi daha önceden “hiç tanımadığını” çok açık olarak, üstüne basa basa birkaç kez söyledi.
Atama teklifi listesi gelirken, adayların bütün temel koşullara sahip olduklarının varsayıldığını, bu nedenle bu konuda bir araştırma yapılmadığını da anlattı.
Bu açıklamanın tersini kanıtlama imkânı olmadığı gibi, tartışmayı “hinlik” gibi deyimlerle tırmandırmanın bir faydası olmayacağı ortadadır.
Aslında şu anda Cumhurbaşkanı’nın atama yetkisini en sıkıntılı şekilde kullandığı alan üniversite.
Üniversitelerde öğretim üyeleri rektör için bir seçim yapıyor, seçim sonucu YÖK’e gidiyor, YÖK isterse bunda “tashih” yapıyor, son durum da Cumhurbaşkanı’na sunuluyor.
Abdullah Gül, bu sistemle hem üniversiteyi hem bilim insanlarını yaralayacak durumların sürekli olarak ortaya çıktığını düşünüyor. Ona göre tek çözüm bütün üniversitelerde atamanın mütevelli heyetler tarafından yapılması. Böylece üniversitenin kalitesini yükseltmek ve yönetmek sorumluluğunu taşıyanlar en doğru çözümlere ulaşabileceklerdir.
Doğrusu bu konu, bugün yaptığımız ve sürekli sonuçsuzluk noktasına soktuğumuz birçok tartışmadan önemlidir ve öncelikle akademik dünya bu görüşü gündemine almalıdır.

