Padişah adetleri hakkında

Şirazlı Şeyh Sadi'den, "padişah adetleri" hakkında iki hikâye. Ve iki hikâye de insanın zayıflıkları hakkında...

Haberin Devamı

Şirazlı Şeyh Sadi'den, "padişah adetleri" hakkında iki hikâye. Ve iki hikâye de insanın zayıflıkları hakkında... Siyasete de uyar, toplum içindeki başka durumlara da... Her çevreden pek çok insana da uyar... Bin senedir uyduğu için bugüne kadar gelmiş ve bundan sonra bin sene daha uyar...

***

Padişah bir masumun öldürülmesini emretmiş. Zavallı canından ümidi kesince kendi diliyle padişaha sövmeye, hakkında fena sözler söylemeye başlamış.

Alimler der ki:

"Her kim canından el yunsa gönlünde olanı söyler..."

Zaruret vaktinde kaçmaya imkân kalmayınca, el keskin kılıcın ucunu tutar. Mağlup kedi köpeğe hücum ettiği gibi insan da yeise düşünce ağzına geleni söyler.

Padişah esirin söylendiğini görünce sormuş;

- Bu ne söylüyor?

İyi huylu vezirlerden birisi söylemiş:

- Cennet, öfkesini tutanlar, suçlunun suçundan vazgeçenler için hazırlanmıştır diyor.

Bu söz üzerine padişah acımış, kanının sevdasından vazgeçip onu affetmiş.

Birinci vezirin zıddı başka bir vezir işe karışmış ve şöyle demiş:

- Bizim gibilere padişah huzurunda yalan söyleme yakışmaz. Padişahım, o size sövdü, fena sözler söyledi.

Bu ikinci vezirin sözüne padişahın canı sıkılmış:

- Bana onun yalanı senin doğru sözünden daha makbul geldi. Çünkü onun sözü iyiliğe müteveccih idi, seninki ise kötülüğe...

Alimler derler ki:

"İş bitiren yalan, fitne koparan doğrudan iyidir."

Her kim ki, padişah onun sözünü dinler, dediğini yaparsa, o adam iyilikten başka bir şey söylemesin. Söyleyecek olursa ona yazıklar olsun.

Feridun sofasının duvannda şu beyitler yazılmıştır:

"Kardeş, dünya kimseye kalmaz. Gönlünü cihanı yaratan Tanrı'ya bağla, işte o kadar. Dünya mülküne itimat etme. Çünkü dünya senin gibi çok kimseyi beslemiş, sonunda öldürmüştür.

Madem ki pak olan can çıkıp gidecektir, ha taht üstünde ölmüşsün ha toprak üstünde..."

***

Bir padişah acemi bir köle ile gemiye binmişti. Köle deniz görmemiş, geminin mihnetini tatmamıştı. Ağlamaya inlemeye başladı, tir tir titriyordu. Onu avutmak için çok uğraştılar, bir türlü sakinleşmedi.

Padişahın keyfi kaçtı. Herkes aciz bir vaziyetteyken gemide bulunan yaşlı adam padişahın huzuruna çıktı, "Müsaade buyurursanız ben onu sustururum" dedi. Padişah da "Lütfetmiş olursunuz" dedi.

Yaşlı adam emretti, köleyi denize attılar. Köle birkaç kere suya battı çıktı. Sonra saçından yakaladılar, gemiden tarafa çektiler. Köle gemiye yaklaşınca iki eliyle dümene asıldı, oradan gemiye çıktı, bir köşede uslu uslu oturmaya başladı. Yaşlı adamın yaptığı iş padişahı hayrete düşürdü, "Bu işte hikmet nedir" diye sordu.

Yaşlı adam cevap verdi:

"Köle evvelce suya batmayı tatmamıştı. Gemideki selametin kıymetini bilmiyordu. İşte huzur ve saadet de böyledir, bir felakete duçar olmayan kimse onun kıymetini bilemez..."

Alimler derler ki:

"Ey tok kimse! Sana arpa ekmeği hoş görünmez. Halbuki sence çirkin olan o arpa ekmeği benim sevdiğimdir."

Cennet hurilerine Araf cehennemdir. Fakat cehennem halkına soracak olsan, Araf için cennettir derler.

Birisi var, yarini sinesine sarmış; birisi var acaba yar gelir mi diye gözlerini kapıya dikmiş. Bu ikisi arasında ne kadar büyük fark var.

DİĞER YENİ YAZILAR