Kadınlar Günü gösterilerinde meydana gelen olaylarla ilgili olarak "yetkili" kişilerin söylediklerinin, gevelediklerinin ve söylemediklerinin tek bir adı var:
* Özürleri kabahatlerinden büyük!
Çoluk çocuğun "kılıçtan geçirilir" gibi dövülmesi, yerde yatanlara tekme atılması gibi bir olay konuşuluyor.
Emniyet yetkilisi demiş ki: "Yere düşen bir göstericiye cop vurun diye bir emir verilmiyor. Bütün eğitimler sırasında da bu tip hareket tarzlarının yanlışlığı kendilerine gösteriliyor."
Bu yetkilinin birinci cümlesinde zaten başlıbaşına özel bir mantık var. Yani "yere düşenlere de vurun diyebilirdik, ama sevildiğinizi bilin, demiyoruz" diyor.
İkinci cümle de şu demek: "Biz genç polislere böyle yapmayın başımız derde giriyor, diyoruz..."
Sayın yetkili şunu söyleyemiyor:
* "Biz bütün eğitimlerde bu tür davranışların aslında suç olduğunu anlatıyoruz. Buna rağmen böyle yapanlar olursa da onlara şöyle disiplin cezaları veriyoruz ..."
Vali demiş ki: "Polis zor kullanmaya tahrik edilmiştir."
* Polis öldürmeye de tahrik edilebilir. Yahut diğer kamu görevlileri de vatandaşın bir davranışı dolayısıyla tahrik olup sövebilir, dövebilir. Bu vali herhalde Mülkiye'de "temel" dersleri görmemiş, ya da o derslerde uyumuş.
Adalet Bakanı diyor ki: "Polisi anlayışla karşılamalı."
* Olur. O zaman kapkaççı çocuğu da anlayışla karşıyacaksınız Sayın Adalet Bakanı. O zaman imkânlarım dar deyip dökülen kamyonuyla adam öldüreni de anlayışla karşılayacaksınız. O zaman töre cinayetlerini de anlayışla karşılayacaksınız.
Adalet Bakanı'nın da tekrar hukukun temel ilkeleri ve kamu yönetimi derslerine dönmesi gerekiyor.
Devlet Bakanı demiş ki: "Böyle olaylar Avrupa'da da oluyor, görüyoruz..."
* Akıllarında kalan sadece küreselleşme karşıtı gösterilerde çıkan olaylar. Eğer Sayın Bakan bu gösterilerdeki olayların nasıl geliştiğini, güvenlik kuvvetlerinin nasıl davrandığını gerçekten bilmek istiyorsa TRT'ye söylesin, arşivden kasetleri alıp izlesin.
Tercih sizin
Bu tarz konuşmalar tamamen "Ben söyleyeyim, nasıl olsa çıkıp aksini iddia eden olmaz" mantığıyla yapılır. Özellikle bir hukukçu olarak tanınan Devlet Bakanı'na da bu yakışmaz.
İçişleri Bakanı susuyor, hiç konuşmuyor. Neden?
Ve Başbakan, lafı karıştırarak "kamu görevlilerini" provokasyona gelmemeye ve kadınlara daha "hassas" davranmaya çağırıyor.
Peki bu ne demektir? Başbakan polise "kadınları dövmeyin ya da az dövün, erkekleri istediğiniz gibi dövün" mü demek istiyor? Belli ki Başbakan'ın benzer bir fikri var, ama ifade etmekte güçlük çekiyor.
* Biri de kalkıp demiyor ki: "Bu görüntüleri görünce ben de fena oldum. Bunlar ne ülkemize ne polisimize yakışan görüntülerdir. Ben bu ülkenin yöneticisi olarak halkıma bir daha böyle görüntülerle karşılaşmayacaklarına dair söz veriyorum."
Söylenenler ve söylenmesi gereken arasındaki fark ortada. Bu ikisi arasında yapılacak tercih, iki farklı uygarlık arasında yapılacak tercihtir.
Özür bu kadar olur
Kadınlar Günü gösterilerinde meydana gelen olaylarla ilgili olarak "yetkili" kişilerin söylediklerinin, gevelediklerinin ve söylemediklerinin tek bir adı var
Haberin Devamı

