Türkiye'de demokrasinin ikinci kez kesintiye uğradığı tarih 12 Mart 1971'dir. Dönemin genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları o gün sivil hükümete bir muhtıra verip radyoda okuttular. O günkü Başbakan Süleyman Demirel istifa etti, "partiler üstü" bir hükümet kuruldu.
Muhtırayı verenler, sivil hükümeti ülkeyi yönetemediği ve "anarşinin başgösterdiği" gerekçesiyle devirmişlerdi.
Dönem, bütün Batı dünyasında 1968 rüzgârının en kuvvetli şekilde estiği dönemdi. Batı dünyası yükselen sol dalgaya karşı çözüm arıyordu.
Çözümlerden biri, solcu öğrencilerin karşısına "milliyetçi" öğrencileri çıkartmaktı. Hemen gerekli örgütlenmelere gidildi. Önce sopalı, sonra da silahlı saldırılar başladı.
Bugün ülkemizde geçerli olan "çete sistemi"nin temelleri böylece atıldı. Susurluk ve benzeri çete olayların kökeni o günlere dayanıyor. Sistemin mantığı askeri denetim altında, ülkücülerden kurulu bir paramiliter güç oluşturmak ve bunu sola karşı en şiddetli biçimde kullanmaktı.
Muhtıra öncesinde Türkiye'nin güneydoğusunda da bir hareketlenme başlamıştı. Kürt sözcüğü kullanılmıyordu. Devrimci Doğu Kültür Ocakları adı altında örgütlenen Kürt milliyetçiler dev mitingler düzenleyerek seslerini duyurmaya başlamıştı. O dönemde henüz silahlar ortaya çıkmamıştı. Bugünse, otuz beş yıl sonra silahlar hâlâ susturulamıyor.
Bir otuz beş yıl daha mı...
O dönemde kendilerini sol Kemalist diye adlandıran bir grup da "solcu" subayların yapacağı bir darbeyle iktidara gelmeye çalışıyordu. Bombaların bir bölümü bu amaç için patlatılıyordu. Aradan otuz beş yıl geçti, Ankara'da hâlâ asker üstünden politika yapanlar, "asker darbe yapsa da ben de bakan olsam" diye dolaşanlar eksik değil. Bunların bazıları kendilerine yine Atatürkçü adını takmış durumda.
12 Mart 1971 müdahalesi hiçbir şeye çözüm getiremediği, tam tersine yeni sorunlar ürettiği için 12 Eylül 1980 darbesine gelindi. Ama olayların esası yine değişmedi.
1971'de ve 1980'de "vatan elden gidiyor, demokrasiyi boşverelim" diye diye çok daha büyük zararlara yol açanların halefleri bugün de "Avrupa Birliği vatanımızı elimizden alacak" diye bağırarak ülkenin bir otuz beş yıl daha kaybetmesi için uğraşıyor.
Temelleri otuz beş yıl önce atılan çeteler faaliyetlerini sürdürüyor. Otuz beş yıl önceki yanlış güneydoğu politikası ve Kürt korkusu 30 bin insanın hayatına mal oldu, olmaya da devam ediyor.
Otuz beş yıl önce enflasyon ve hayat pahalılığı insanların canını yakmaya başlamıştı. Hâlâ yakıyor.
12 Mart 1971'de muhtıra veren ve onları alkışlayanların, 12 Eylül 1980'de darbe yapan ve onları teşvik edenlerin, şu anda da demokrasinin gelişmesine karşı çıkanların, sorunları nasıl çözülmez hale getirdiklerini anlamaları mümkün değil. Anlasalardı hâlâ demokrasi ve hukuk devletini tartışmazdık.
Otuz beş yıldan gelenler
Türkiye'de demokrasinin ikinci kez kesintiye uğradığı tarih 12 Mart 1971'dir. Dönemin genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları o gün sivil hükümete bir muhtıra verip radyoda okuttular. O günkü Başbakan Süleyman Demirel istifa etti, "partiler üstü" bir hükümet kuruldu
Haberin Devamı

