Haberin Devamı
Avrupa Birliği’nin yeni katılan üyeleriyle birlikte vatandaşları için sınırların kalktığı ülke sayısı 24’e yükseldi. Demokrasiye ve serbest ekonomiye daha üç beş yıl önce adım atmış ülkeler de bizi geçti ve “dünya ülkesi” oldu.
Birliğe yeni katılan ülkelerin ekonomileri ve nüfusları bize göre oldukça küçüktür. Bu, onlar için bir avantaj olmuş, onlar da bunu kullanmıştır.
Sonuçta burnumuzun dibindeki ülkeler dahil olmak üzere bu 24 ülkenin vatandaşları istedikleri yere ellerini kollarını sallaya sallaya gidecek, istedikleri yerde yerleşip çalışabilecek, “özgür Avrupa vatandaşı” olmanın bütün imkânlarını kullanacaklardır.
Avrupa’nın Türkiye’nin tam üyeliği ile ilgili çekincelerinin başında da bu durum geliyor. Onlar da görüyor ki, eğer serbest dolaşım hakkı Türk vatandaşlarına tanınırsa Avrupa ülkeleri milyonlarca Türk’ün istilasına uğrayacak. Ekmeğini ve hayat mutluluğunu kendi ülkelerinde bulamamış olan milyonlarca kişi yeni umutların peşine takılıp yola koyulacak.
Türk vatandaşları Avrupa ülkelerinde göçmen işçi olarak çalışmaya başladıkları sırada en büyük göçmen işçi topluluklarını İtalyanlar, Yugoslavlar ve diğer Balkan ülkelerinin vatandaşları oluşturuyordu. Yıllar geçtikçe ekmeklerini başka ülkelerde arayan bu insanların sayıları azaldı ama Türklerin sayısı sürekli olarak arttı. İtalyanlar ve Yugoslavya cumhuriyetlerinin vatandaşları ekmeklerini ve mutluluklarını kendi ülkelerinde buldukça geri döndü. Buna karşılık Türkler yakaladıkları her imkânı kullanarak gitmeye devam etti.
Türk vatandaşları dışında ekmeklerini gelişmiş Avrupa ülkelerinde arayanlar, Cezayirli’dir, Faslı’dır, Pakistanlı’dır, Iraklı’dır; az gelişmiş Afrika ülkelerindendir.
Avrupa, Türk insanını bu “sınıf”ın içine koyuyor ve sınırların kalkması halinde göçün çok daha büyük boyutlara ulaşmasından korkuyor. Bu korkunun haksız olduğunu iddia etmek, kendimizle ilgili olarak kendimize söylediğimiz ilk ve son yalan değildir.
Yalanlarla oluşturulmuş sahte dünyalar içinde kendi kendimizi överek, bütün dünyanın bize düşman olduğunu düşünüp kendimizi rahatlatmakla geçirdiğimiz zamanları onlar başka şekilde değerlendirdi. Sonunda durum 24’e sıfır oldu.

