Ölümlü dört hikâye

Aslanın biri bir tuzağa yakalanır, fena halde yaralanır. Ayağını tuzaktan kurtardıktan sonra bir kuytuya saklanır. Ama yarası ağırdır, uzandığı yerde inlemektedir

Haberin Devamı

Aslanın biri bir tuzağa yakalanır, fena halde yaralanır. Ayağını tuzaktan kurtardıktan sonra bir kuytuya saklanır. Ama yarası ağırdır, uzandığı yerde inlemektedir.

O sırada yakınlarından bir kaplumbağa geçer, aslanın inlemelerini duyar, yanına gelir, "Geçmiş olsun arkadaş, nedir bu halin" der.

Aslan sadece "Yaralandım" diye cevap verir.

Kaplumbağa üsteler:

"Az önce bizim arkadaşlar ava çıkmışlardı, sakın onlar yanlışlıkla seni yaralamış olmasın..."

Aslan başını çevirerek konuşur:

"Beni bu yara öldürmez, ama bu halimde senden bu sözü işitmek öldürür!"

***

Adamın biri ailesini geçindirebilmek için bin bir zahmetli işi yapıyor, yine de ancak kıt kanaat bir nafaka sağlayabiliyordu. Bir gün sabahın kör karanlığında şehre odun taşırken birden dermanı kesiliverdi.

Yükünü bir büyük kayanın üzerine bıraktı, kendisi de oturdu ve yüksek sesle halinden, hayatından, fukaralığından sızlanmaya başladı. Sızlandı, sızlandı, sonra ağzından şu sözler döküldü:

"Ey ölüm neredesin, gel de beni kurtar!"

O anda karşısında Ölüm belirdi:

"İşte buradayım, söyle ne istiyorsun?"

Adam şaşırdı, bir an durakladı sonra şöyle dedi:

"Şey, şu yükü tek başıma sırtıma alamıyorum. Bir el versen de yüklenip yoluma gitsem..."

***

Bir Arap hükümdarı olan Zeyyat oğlu Mehmed, kızdığı insanları ölümle cezalandırmaktan bile tatmin olmamaya başlamış. Bir gün aklına bir fikir gelmiş. Demirden büyük bir fıçı yaptırmış, içine de çiviler yerleştirilmesini istemiş. Cezalandırılacak olanlar bu çivili fıçıya konulacak, üzerlerine sürekli kızgın yağ dökülecek, böylece uzun bir işkenceyle öleceklermiş.

Çivili demir fıçı tamamlandığı sırada bir ayaklanma çıkmış, Mehmed'i yakalayan düşmanları, fıçının henüz hiç kullanılmadığını öğrenmişler. Başkaları için planladığı şekilde öldürülen ilk kişi Mehmed olmuş.

***

Hint diyarının bir köşesinde bulunan Serendib ülkelerinde bir hükümdar ölünce onu yerden bir karış yükseklikte bir arabaya koyarlar, sırt üstü bağlarlarmış.

Araba çekilerek gezdirilirken, başı yere değen hükümdarın saçı sakalı iyice toza toprağa bulanırmış.

Hükümdarın cenazesi böyle dolaştırılırken, ardından elinde süpürgeyle bir kadın gelirmiş. Bu kadın süpürgeyle hükümdara biraz daha toz toprak bulaştırırken şöyle bağırırmış:

"Ey gafil insanlar... Şu gördüğünüz fani daha dün sizin çok kudretli hükümdarınızdı. Bugün dünyaya veda etti ve toprağa yaklaştı. Ona bakın, en kudretlinin de sizden farkı kalmadığını görün!"

Bu tören üç gün devam eder, sonra büyük bir ateş yakılır, cenaze içine konulur, daha sonra da küller rüzgârda savrulurmuş.

Hükümdarlar yakılırken, isteyen karıları da ateşe girer, onların külleri de hükümdarın külleriyle birlikte rüzgâra karışırmış.

DİĞER YENİ YAZILAR