Bir gün gözyaşları içinde bir kadın Buda'ya geldi. Kadın kocasını ve oğlunu ardı ardına kaybetmişti. Perişandı. Dünyada kimsesi kalmamıştı, kendine bile bakamıyordu. Ağlayarak, tepinerek derdini Buda'ya tekrar tekrar anlatıyordu. Buda onu durdurdu ve şöyle dedi: "Şimdi şehre git, istediğin yere git, içinde hiç ölüm olmamış bir ev bul ve o evden küçük bir taş parçası getir." Kadın şehre gitti, kendi köyüne gitti, komşu köylere gitti. Her yerde insanlardan aynı cevabı alıyordu: "Tabii ki... İstediğin taşı alabilirsin, ama o söylediğin şartı yerine getirmek mümkün değil, çünkü bu evde de birçok insan ölmüştür." Kadın inat etti, dolaşabileceği her yeri dolaştı, bütün evlerin kapılarını çaldı, ama aldığı cevap hep aynı oldu. Sonunda pes etti, Buda'nın yanına gitti. Buda birşey söylemeden bekledi, kadın konuştu: "Ölümün bütün insanların hayatlarının bir parçası olduğunu şimdi öğrendim. Artık sana çocuğumu geri ver demeyeceğim. Başka kimsesiz çocuklara bakacağım." Buda yine konuşmadı, kadın gitti.
İnsanlardan uzakta yaşayan bir bilgenin yanına bir gün bir samuray geldi. Adam baştan aşağı silahlıydı, önce saygıyla selam verdi, sonra konuştu: "Sorum şudur, gerçekten cennet ve cehennem var mıdır? "Sen kimsin?" diye sordu bilge. "Ben bir samurayım." "Sen askersin ha!" dedi bilge, "Hangi prens senin gibi birini yanına alır ki. Sen hiç aynaya bakmadın mı? Suratına ve haline bakıldığı zaman sefil bir dilenciye benziyorsun. Samuray olduğunu söylediğin hiç kimseyi inandıramazsın!" Samuray öfekeden kıpkırmızı oldu ve elini kılıcına götürdü. Bilge devam etti: "Bak sen, silahın da varmış! Senin gibi birinin kılıcı da kördür ve benim kafamı kesemez!" Samuray kılıcını sıyırdığı anda bilge sözüne devam etmiş: "İşte cehennemin kapıları açıldı..." Samuray birden durmuş, kılıcı kınına sokmuş ve saygıyla selam vermiş. Bilge son cümlesini söylemiş: "Şimdi de cennetin kapıları açılıyor"." Samurayın tepkisini beklemeden gitmiş.
Bir bilgenin yanına kendini geliştirmek isteyen heyecanlı bir genç gelmiş. Sürekli konuşuyor, bütün öğrendiklerini arka arkaya anlatıyor, ne kadar çok şey bildiğini göstermeye çalışıyormuş. Bilge genci uzun süre sabırla dinlemiş, sonra konuşmuş: "Görüyorum ki iyi çalışmışsın hayata ve insana dair birçokşey öğrenmişsiniz. Ama en başından beri anlattıklarınızın hiçbiri size ait fikirler değil. Hepsi başkalarının gözlemleri, başkalarının fikirleri, her söylediğinizin ardında başkası var..." Genç çok utanmış, başını hafifçe önüne eğip susmuş, Ne yapacağını, ne diyeceğini bilemiyormuş. Kalksın mı , otursun mu karar veremiyor, gözlerini çevirip duruyormuş. O sırada kıyısında oturdukları suyun kenarına bir kurbağa gelmiş, genç bakışlarıyla onu izlemiş ve kurbağa tam suya atlarken ağzından "hop" diye bir ses çıkmış. Bilge gülümsemiş: "En sonunda kendine ait bir kelime söyledin. Artık devamı gelebilir."
Ölüm, cennet, cehennem ve kendin
Bir gün gözyaşları içinde bir kadın Buda'ya geldi. Kadın kocasını ve oğlunu ardı ardına kaybetmişti. Perişandı
Haberin Devamı

