Haberin Devamı
Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye İlerleme Raporu, tümüne bakıldığı zaman hem olağan bir izleme raporu hem de bir Türkiye’nin üyelik sürecine “destek” raporudur.
Komisyon, Türkiye’nin uyum sürecindeki durumunu doğru tahlil etmiştir.
* Reformların son bir yılda yavaşlamaktan öteye, durduğu biliniyor. TCK’nin 301’inci maddesinin ise Türkiye’de düşünce özgürlüğünün kısıtlandığı izlenimini verir durumdan çıkartılması şarttır.
Rapor bu iki noktayı da gerçekçi bir şekilde belirtiyor.
Aynı şekilde, yargı reformu yolunda önemli bir adım atılmadığı, yargının siyasetten bağımsızlığı yolunda gelişme sağlanmadığı belirtiliyor. Bunların doğru olduğunu hepimiz biliyoruz.
Raporla ilgili olarak tespit edilmesi gereken önemli bir unsur, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye herhangi bir yeni şart getirmemiş olmasıdır.
Aslında böyle olması da beklenmiyordu. Ancak Türkiye içindeki Batı karşıtlarının sürekli olarak yaydığı hava, sanki her rapor yeni şartlar getirecek gibi bir izlenimi yaymıştı.
Bunda Avrupa Parlamentosu’nun raporuyla Komisyon’un raporunun birbirine karıştırılması da etkili oluyor. Avrupa Parlamentosu’ndan geçen her metin “temenni” dışında herhangi bir hukuki geçerlik taşımıyor. Elbette Parlamentoda’dan çıkan görüntü, üye ülkelerdeki çeşitli siyasi eğilimlerin bir yansımasıdır. Ancak ilişkileri ve görüşmeleri yürüten organ Avrupa Birliği Komisyonu’dur. Komisyon’un çalışma şeklinin ana hatlarını belirleyen de üye ülkelerin devlet başkanları, başbakanları ve dışişleri bakanlarının katıldığı zirvelerdir.
Raporun önem taşıyan iki unsuru da yine Türkiye’ye “zaman tanıma” fikriyle ele alınıyor.
Biri askeri ve sivil kurumlar arasındaki ilişkilerdir. Bu konuda dikkat edilmesi gereken, Türkiye’nin çok özel koşulları ve tarihi geçmişidir. AB kurumları da bu meselenin zamana yayılmasının zorunlu olduğunu görüyor.
Kıbrıs sorununda ise rapor, her iki tarafın da sözlerini yerine getirmediğini açıkça belirtmemiş olsa da, sorunun çözümü yolunda çaba gösterilmesi istiyor.
Ancak Kıbrıs konusunun ele alınış tarzı, AB Komisyonu’nun bu meseleyi görüşmelerin kesilmesine dayanak yapma eğiliminde olmadığını gösteriyor.
Rapor, açıklandığı andan itibaren, neredeyse kelime kelime ele alınmakta. Elbette konunun uzmanları rapor üzerinde en ayrıntılı şekilde çalışacaklardır.
Ama raporun tümüne bakıldığında “bize haksızlık yapılıyor” denmesi de mümkün değildir. Şu an için önemli olan da budur.

