Bu yıl yine Nevruz öncesinde gerildik. Ama olumsuz beklentiler gerçekleşmedi, birkaç küçük sorun dışında Nevruz kutlamaları olaysız yapıldı. Bu sonucun Demokratik Toplum Partisi’nin kutlamalara egemen olmasıyla sağlandığı anlaşılıyor.
DTP’nin bu Nevruz’da verdiği mesajları tekrarlamasının ve toplumun bütününe güven verecek adımları atmasının öneminin altını çizmek gerekiyor. DTP’nin “Türkiye’nin partisi” olduğunu göstermesi, talep ettiği demokratik hakların ucunda “bölme” amacının olmadığını göstermesi, insanları içtenliğine inandırması gerekiyor.
DTP içinde ya da çevresinde yer alan birçok siyasi kişinin Kürt milliyetçiliğiyle ilgili kuşkuları bulunduğu, PKK ve İmralı’nın Kürt vatandaşlar üzerindeki etkinliğinden şikâyetçi olduğu biliniyor. Ancak bu etkinliğin kırılması yolunda oldukça yavaş davranıldığı da bir gerçektir.
Bu yılki Nevruz kutlamaları bir açıdan DTP’nin, radikal gruplara rağmen tabanı kontrol etme imkânının bulunduğunu da göstermiştir.
Bu gelişmelerin daha yapıcı ve demokratik düzen içinde yer alan mecralarda ilerleyebilmesi için bu yıl yapılacak genel seçimler de büyük önem taşıyor.
Eğer DTP seçime parti olarak girerse, bütün ülkede yüzde 10 barajını aşması mümkün olmayacaktır. Buna karşılık aralarında tartıştıkları gibi, Kürt kökenli nüfusun yoğun olduğu bölgelerde bağımsız adaylarla seçime katılmaları durumunda Meclis’e 20’nin üzerinde vekil sokmaları ve grup kurmaları güç olmayacaktır.
Bu, DTP açısından, en başta her türlü siyasi faaliyetin demokratik rejimin kuralları içinde yapılmasına ilişkin bir irade beyanı olacaktır.
Meclis’te bir DTP grubu olduğu zaman vekiller komisyonlarda yer alacak, ülkenin sorunlarının farklı yönleriyle karşı karşıya kalıp bütün ülke, bütün vatandaşlar adına sorumluluklar üstlenecektir.
DTP’nin seçime bağımsız adaylarla girmesinin AKP’nin çıkaracağı vekil sayısını düşürebileceği yolunda görüşler bulunuyor. Bu, bölgesel temsil açısından daha da olumlu sonuçlar yaratabilir, farklı partiler arasındaki diyalog ve işbirliğini geliştirebilir.
Ondan sonra da hiçbir zaman Nevruz öncesi gerilime girmeyiz, korkmayız.
not: Fıtık etmek
Erdoğan ile Baykal arasındaki “fıtık” atışması, dışardan izleyenleri “fıtık edecek” şekilde devam ediyor. “Fıtık etmek” argo sayılabilecek bir deyim ve “sinir etmek”, “hasta etmek”le eş anlamlı olarak kullanılıyor. Erdoğan ile Baykal “fıtık” ve “çelik çomak” gibi unsurlarla süslenmiş polemiklerinin belki taraftarları üzerinde etkili olduğunu düşünebilirler. Ama dışardan izleyenler için bunların ne kadar sığ ve sonuçsuz itişmeler olarak görüldüğünü de anlamalıdırlar. Baykal, siyasi hayatınının ağırlığını bu üslupla politika yapmak üzerine kurduğu için daha başarılı olmakta ve “delikanlı” Erdoğan’ı “fıtık ederek” istediği alanlara çekebilmektedir. Birbirlerini “fıtık” etmeye devam etsinler.

