Öfkeleri dindirmek

Haberin Devamı

Yazılara gelen okuyucu tepkileri toplumun iki kesiminde öfkelerin nasıl en kabarık halinde olduğunu görebilmek için önemli bir örnekleme oluşturuyor.

Aynı yazıya biri “AKP yalakası” diye tepki veriyor, bir başkası “AKP’yi kapatamadınız, türbanın da her alanda serbest kalmasına engel olamayacaksınız” diye cevap veriyor.
Aynı yazının, aynı yazıda anlatılan görüşlerin bu kadar farklı ve uç tepkilere yol açması, öfke sahiplerinin herhangi bir şekilde “karşıdakini dinleme” niyetinde olmadıklarını gösteriyor.
Bu öfkeler aşağı çekilmedikçe, öfke sahiplerine akıl yolları anlatılmadıkça bugünkü gergin ortamda yaşamaya devam edeceğiz.

***


Öfkeleri indirecek, karşıdakini dinlememe alışkanlığını dinlemeye, hatta anlamaya dönüştürecek olanlar tabii ki en başta siyasilerdir. Siyasilerle birlikte “kamuoyu oluşturanlar” olarak nitelenen ve en başında medyanın bulunduğu kesimler geliyor.
Siyasiler gergin ortamı yumuşatma, daha ciddi gündemle halkı aydınlatma görevini yerine getirdiklerinde, onları medyanın ve kamuoyunu etkileyen diğer kesimlerin de izlemesi kaçınılmazdır.
Siyasiler gündemi doğru belirlediklerinde, bu gündemler çevresinde geniş uzlaşmalar aramaya çalıştıklarında, etkisi de bütün ülkede görülecektir.

***


Türkiye’nin, sadece iktidar partisinin ya da diğer partilerin değil, bütün Türkiye’nin çağdaş bir anayasa yapma görevi vardır. 26 yıl önce askeri yönetimin dayattığı anayasanın ve ona dayanan toplumsal modelin dar geleceği daha en başından beri biliniyor.
AKP’nin bir açıdan cesur bir adımla bir “ön taslak” hazırlatmış olması, günün koşulları içinde yine bir çatışma, savaş alanı yaratmaktan öteye bir sonuca yol açmamıştı.
İktidar partisinin bir yanda siyasi acemiliğinin diğer taraftan “zor” sorunları da bu çalışma içinde eriterek halletmeye kalkışmasının bu adımın sonuçlanmamasında büyük etkisi olduğu bellidir. Ama diğer siyasi partiler de bu çabayı küçük hesaplardan arındırarak gerçek bir anayasa çalışması haline getirmeye çabalamamıştır.
Herkes, bütün kesimler, geçen çatışma ve gerilim döneminden kimsenin “galip” çıkmadığını, durumun herkes için bir “Pirus zaferi” olduğunu görürse yeni ve yapıcı siyasetler oluşturmak mümkün olabilir. Bütün bunlar için de asıl araçlar hâlâ iktidar partisinin elindedir ve sadece Türkiye değil, dünya da “o kişiye” bakmaktadır.

DİĞER YENİ YAZILAR