Bu yazı yazılırken Kopenhag'daki belirsizlik devam ediyordu. "Tarih" bugün kesinleşmiş olacak. O "tarih" ya da bu "tarih"...
Türkiye ne istedi? "Tarih" biraz daha yakın olsun, biraz daha zaman kazanalım, sonraki olası pürüzleri de hızlı bir şekilde halledelim...
Aynı anda ne yapıyor? Yeni bir "demokratikleşme" paketinin ilk bölümünü Meclis'ten geçiriyor, ikinci bölümünü de hızla gündeme alıyor...
Bunlar 11 Aralık 2002'nin işleri midir?
Uyumlu koalisyon devri!
Yoksa bunlar ve daha da fazlası, 1999'da Türkiye'nin adaylığı kesinleştikten hemen sonra mı yapılmış olmalıydı?
Türkiye'yi son 3,5 yıl garip bir koalisyon yönetti. Garabet büyüktü: Üç partiden biri Avrupa Birliği taraftarıydı ve bu yönde kuvvetle çalışıyordu. İkincisi Avrupa Birliği karşıtıydı ve kuvvetle bu yönde çalıştı. Üçüncüsü, kendine demokratik-sol adını takanı ise hangi taraftarı olduğunu pek bilemiyor, Türkiye'nin geleceği konusunda kararsız kalıyordu.
Bu üç partili koalisyon dönemine, zamanın başbakanı "uyumlu koalisyon" adını verdi. Hâlâ da bu koalisyon döneminde neler olduğunu, her üç partiyi de Türk halkının neden cezalandırdığını anlamış oldukları kuşkuludur.
Karamsarlığa yer yok
Son on yıldan fazla bir süredir Türkiye'yi "vizyonu dar" hükümetler yönetti. Bu "vizyon darlığı" Türkiye'yi iyice daralttı.
Bu "vizyon darlığı" Türkiye'nin hâlâ en temel demokratik reformları tamamlayamamış olmasının nedeni.
Vizyon darlığı her zaman büyük düşünmeyi engeller. Bildiğimiz bütün isimler hep küçük düşündüler ve Türkiye'yi küçülttüler. Onun için bir sandıkla hepsi üfürüldü, savuruldu, tarihin derinliklerine gönderildi.
Verilecek "tarih" ne olursa olsun, Türkiye'nin silkinmesi, hem de kendi takvimine göre büyük bir hızla silkinmesi gereği ortadadır.
Avrupa Birliği bir toplum modeliyle gelmiş, Türkiye de bu modeli benimsemiştir. Hedefler de bellidir, temizlik yapılacak alanlar da bellidir.
Herhangi bir karamsarlığa da artik yer kalmamıştır. Avrupa liderleri her durumda Türkiye'nin yerinin Avrupa olduğunu onaylamaktadır.
Artık yolumuz açık...
Türkiye'nin bütün "gerekleri" yerine getirmesinin AB'nin ötesinde, Türkiye'nin gelişmiş bir toplum olması için yapılması gereken şey olduğunu da toplum olarak hazmetmiş durumdayız.
Yol açılmıştır.
Bu yolu tıkamak isteyenler olmuştur, bundan sonra da olacaktır. Ama bu yolun açılmış olmasında en büyük iradeyi, kararlılığı Türk halkı göstermiştir. Seçimde göstermiştir, sivil toplum örgütlerinin güçlerinin boyutuyla göstermiştir, toplumsal potansiyeliyle göstermiştir.
Yol açıktır, tarih elbette zaman kazanmak açısından önemlidir, ama o kadar. Daha önemli değildir.
Yolun bundan sonrası tümüyle Türkiye'nin toplumsal gücünü seferber etmesiyle, tahminlerden çok daha kısa olacaktır.
O tarih,bu tarih...
Bu yazı yazılırken Kopenhag'daki belirsizlik devam ediyordu. "Tarih" bugün kesinleşmiş olacak. O "tarih" ya da bu "tarih"...
Haberin Devamı

