Niyet başka mı?

Hükümet, göreve geldiği ilk anda, birinci ve vazgeçilmez hedefinin Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği olduğunu ilan etmişti

Haberin Devamı

Hükümet, göreve geldiği ilk anda, birinci ve vazgeçilmez hedefinin Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği olduğunu ilan etmişti. Aynı anda da, Türkiye'nin yolunu tıkayan Kıbrıs sorununda Denktaş'ın katı ve uzlaşmaz tavrının dışına çıkılacağına ilişkin işaretler vermişti. Geçen bir yıl boyunca Avrupa Birliği konusunda önemli adımlar atılmaya devam edildi. Ancak son günlerde bazı "işaretler" AKP hükümetinin asıl niyeti konusunda kuşku uyandınyor.

* Birinci gariplik son terör olayları sırasında görüldü... Saldırı "Doğu"dan gelmişti. El Kaide ile bağlantısının ölçüsü ne olursa bu radikal İslamcı terör saldırısı "doğu" kökenlidir. Kuşkusuz Türkiye'de böyle bir saldırıyı haklı bulacak kimse yoktur. Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti'nin hükümeti de böyle bir saldırıya uğramamız dolayısıyla etkilenmiştir. Ama gariplik bundan sonra başladı, önce bir kelime tartışması oldu, sonra da Başbakan dahil bütün Hükümet sözcüleri Batı'ya, Avrupa'ya saldırmaya başladılar. Türkiye'ye saldırı Doğu'dan geldi, AKP Hükümeti ise karşı saldırıyı Batı'ya doğru yaptı.

* Futbola ilişkin tartışılabilir kararlar bile büyük bir "milli" mesele olarak ele alındı. Türkiye, radikal İslamcı terörün saldırısına uğramıştı ama Başbakan asıl ilgisini futbola yöneltmişti. Hükümet sözcüleri sürekli olarak sözü döndürüp dolaştırıp Avrupa'ya getirdiler, Türkiye'de teröre olan tepkiyi sanki kasıtlı olarak Avrupa'ya yöneltmeye çalıştılar.

Bir öyle, bir böyle...
* İkinci mesele, ilgili yasa değişiklikleri yapılmış olmasına rağmen, Türkçe dışındaki dillerde eğitim ve yayın konusunda süren ayak diremedir. İnternet ve çanak anten çağında böyle bir yasaklamanın hiçbir anlamı olmadığını, hâlâ böyle yasaklarla uğraşmanın kendilerini gülünç duruma düşüreceğini anlamayanlar başarılı oldular. Bu konu, Avrupa Birliği'nin anayasası durumundaki Kopenhag kriterlerinin temel unsurlarından biridir ve halledilmeden önemli bir ilerleme sağlamak zordur.

* Son günlerdeki dikkat çekici bir gelişme de, AKP hükümetinin Kıbrıs seçimleri öncesinde Denktaş tarafına ağırlık koymuş olmasıdır. Denktaş'ın tavrı çok açıktır; Rumlarla hiçbir uzlaşma yoluna girmeden birkaç yıl daha geçirmek ve hem kendi halkının hem de Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunu kesmek. AKP hükümeti de, biraz mahcup bir havada, Denktaş'ın seçimi kazanmasını ister gibi davranmaktadır. Geçen yıl, seçim öncesinde ve sonrasında söylediklerini unutmuş görünmektedirler. AKP, Avrupa Birliği konusunda başka türlü konuşmakta ama yaptığı ve yapmadıklarıyla Avrupa Birliği yoluna engeller çıkarmak istiyor gibi davranmaktadır.

"Bu halk bunu yutar" mı?..
Yapılmak istenen şu mudur: "O kadar yasa çıkardık yine Avrupa'ya yaranamadık..." denilecek, "Ne yapalım, Kıbrıs'ta Denktaş demokratik bir seçimle geldi, onun yaptığına karışamayız..." denilecek, Türk kamuoyuna sürekli olarak Avrupa aleyhtarı yayın yapılacak... Avrupa Birliği yolu tıkandığı zaman AKP hükümeti içten içe sevinecek, "Neyse, bu işten de kurtulduk" mu diyecektir? Son günlerin gelişmeleri böyle bir kuşkuyu kaçınılmaz olarak yaratıyor. AKP ya Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne sokan hükümet olacaktır ya da Türkiye'nin yüzünü Doğu'ya çeviren hükümet. Seçimi onlar yapacak ve sorumluluğunu da onlar taşıyacaklardır.

DİĞER YENİ YAZILAR