Haberin Devamı
Ergenekon ve darbe girişimi soruşturmalarının en başından beri, her olaya bakışını AKP’ye göre endeksleyen bir kesim oldukça kuşkuluydu.
En kararlı olanlar, ortaya çıkan belgelerin sahte olduğuna, gömülü silahların cemaatçi polisler tarafından yerleştirildiğine, iddiaların tümüyle “komplo” olduğuna inanıyordu.
Kuşkusuz bu inançları besleyen birçok “yanlış” da yapıldı. Belli bir cemaate yakın kamu görevlilerinin işgüzarlıkları kafaları iyice karıştırdı. Soruşturmalar sırasında, Türkan Saylan gibi kişilerin işe karıştırılması da mideleri bulandırdı. Ama Ergenekon çevresindeki tartışmalar artık “komplo” tezlerinin yarattığı karmaşanın dışına çıkabilecek, olayların esası ön plana gelebilecek.
Soruşturmanın başından bu yana hukuki bakımdan en önemli gelişme Genelkurmay’daki hukuki faaliyetler sayesinde ortaya çıkmış oldu.
Genelkurmay Askeri Savcılığı, “irtica ile mücadele planı”nın ve altındaki imzanın gerçekliği konusunda kuvvetli kanaate ulaşmış, imza sahibi albayın tutuklanmasını istemiştir. Mahkeme tutuklama istemini reddetti, ama hukuki süreç devam edecek.
“Balyoz Darbe Planı” adı verilen belgeler de yine Genelkurmay’ın bilirkişi olarak görevlendirdiği bir subay tarafından incelendi ve raporda “belgelerin gerçek olması durumunda bunun bir darbe planı” olduğu bildirildi.
Bu iki gelişmenin ardından tabii ki hukuki süreç devam edecek ve bu davalar sonunda belgelerin gerçekliği kesinleşecek, zanlı ve sanıkların suçlu olup olmadıkları belirlenecek.
Gelinen bu aşamada her türlü “komplo teorisi” çökmüş, bazı muvazzaf ve emekli subayların görev ve yetkilerini aşan, siyasete müdahale anlamı taşıyan faaliyetler içinde olduklarına ilişkin “kuvvetli şüphe” kesinleşmiş oluyor.
Askeri Savcı’nın kararı ve bilirkişinin raporu “kuvvetli şüphe” olarak nitelendirilmelidir, çünkü bu belgelerin gerçekliği ve faaliyetlerin kesinlikle doğru olup olmadığı ancak yargılama sonucunda ortaya çıkacaktır.
Aslında Ankara’da koku alma duygusu kuvvetli olup da kendilerini “Ergenekon avukatı” olarak niteleyen kimileri bile bir süredir “bu faaliyetlerin 7 yıl önce gerçekleştiğini ve zaten darbe girişimi olmadığını” söyleyerek çark etmeye başlamışlardı.
Genelkurmay’daki son hukuki gelişmeler üzerine hâlâ “komplo” tezlerinde ısrar ederek bu gelişmelerin de “orduya sızmaların neticesi” olduğunu söylemeyi sürdürecek olanlar çıkabilir. Ama artık onları da tıbbın alanına havale etmek gerekecektir.

