Haberin Devamı
Son anayasa değişikliği ve referandumla ilgili tartışmalarda 12 Eylül 1980 darbesi önemli bir yer tuttu. Darbe için ortamın “hazırlanması”, Balyoz planı davasına konu olan askeri seminer dolayısıyla da gündeme gelmişti. Bu seminerin “başında” yer alanların 12 Eylül darbesinin askeri adı olan “Bayrak Planı”na atıf yapmaları ve seminerde bazı kişilerin getirdiği önerilerin 12 Eylül 1980 öncesi yaşanan bazı şiddet olaylarıyla fazlaca benzerliği de dikkat çekmişti.
Referanduma sunulan anayasa değişikliğinde, 12 Eylül darbecilerini koruyan geçici maddenin kaldırılması iki yoruma yol açtı.
Bir taraf bu değişiklik sayesinde darbecilere yargı yolunun açılacağı umudunu belirtti ve “yetmez ama evet”in önemli dayanaklarından biri bu beklenti oldu. Karşı taraf; AKP hükümeti ve politikaları konusunda “aşırı kuşkulu” olanlar ise bunun bir kandırmaca olduğunda ısrar ettiler. Türkiye’nin çeşitli yörelerinde 12 Eylül uygulamaları hakkındaki dava dilekçelerinin yürürlüğe konulmasındaki gecikmeler de “karşı” tarafın sürekli tekrarladığı bir siyasi unsur oldu.
Nihayet dün Ankara’da 12 Eylül ile ilgili bütün dilekçelerin tasnifinin tamamlandığı ve bu soruşturma için bir savcı görevlendirildiği açıklandı.
12 Eylül öncesinde, 1 Mayıs 1977’den başlayarak, İstanbul Üniversitesi’ndeki katliama, Sünni ve Alevilerin birlikte yaşadığı illerdeki kışkırtmalara, hatta Bülent Ecevit’e suikast girişimlerine kadar yaşanan birçok olay, Abdi İpekçi cinayeti ve katilin askeri hapisaneden kaçması da dahil, hep iç savaş ve darbe ortamı yaratmak isteyen bazı güçlerin çok faal olduklarını gösteriyordu. Tabii görecek gözü ve vicdanı olanlara...
12 Eylül darbesiyle birlikte, iç savaş ortamının nasıl yaratıldığını görmek istemeyenler, “nihayet canımız kurtuldu” gibi safiyane ve insani süsü verilmiş bir tepkiyle askeri yönetimin uygulamalarına da gözlerini kapattılar.
İşkenceler, faili meçhuller; neden gözaltına alındığını bilmeyen ve asla bilmeyecek olan on binlerce kişinin yaşadıkları; baskınlar, kitap imhaları, gazete kapatmalar... Hepsinin hesabının sorulacağı günler nihayet gelmiştir.
Bütün bunlar için ağırlaştırılmış müebbed hapis cezasına çarptırılacak olanların hapse girmesinden daha önemlisi, bu “ruhun”, 12 Eylül’den sonra da defalarca hortlayan bu “ruhun” ebediyen içeri tıkılması ve anahtarının denize atılmasıdır.

