Haberin Devamı
Köşe yazarlarına her türlü mesaj gelir. Çok öfkelenenler ağızlarını bozar, olmadık tehditler savurur. Herkes bunlara alışıktır, bakar geçer.
Geçen hafta gelen bir mesaj ise biraz farklıydı. Şöyle yazmış:
“Yazınızı büyük bir öfke ile okudum duygularımı romen atasözü ile özetleyim köpekler istiyor diye atlar ölmez buda müslüman sözü zalimler için yaşasın cehennem buda senin için geberirken o can öyle zor çıksınki ulumanı bütün istanbul duysun” Evet mesaj aynen böyle, nokta virgül eklenmeden, Türkçe bozuklukları düzeltilmeden aktardık. İmza yok. Gönderen yerinde bir kadın adı var.
Mesajı gönderen şahsın bu kadar öfke duyduğu yazıda Ali Babacan’ın sözünden yola çıkarak Türkiye’deki “Müslüman çoğunluğun dini özgürlüklerini yaşamakla ilgili bir sorunları olmadığı” anlatılıyordu.
Bu mesaj üzerine yazıyı tekrar tekrar okudum. Kimsenin inancına herhangi bir saygısızlık var mı yok mu diye baktım. Başkalarına da okuttum. Yazı, “siyasal İslamın halen yürüttüğü mağduriyet siyasetinin insanları yanılttığını” anlatıyordu. Böyle bir bedduayı hak edecek hiçbir şey yoktu, tabii bize ve okuttuğumuz kişilere göre.
O zaman bu öfke neden? Bu yazıyı yazdığım için en büyük acılar içinde ölmemi isteyen bir ruh halini düşünmeden edemeyiz. Böyle bir bedduanın İslamla ne kadar bağdaşacağını konunu uzmanları düşünsün. Ama bizim bu öfkenin nasıl yaratıldığını düşünmemiz gerekiyor.
Bu bedduanın sahibi, tepkisini bir “dini özgürlük hakkı” olarak görüyor olabilir. Kendisini bir özgürlük savunucusu olarak görüyor olabilir. İşte özgürlüklerle ilgili çifte standartların getirdiği vahim nokta budur.
Anayasa Mahkemesi’nin son kararının ardından demokrasi ve özgürlüklerle ilgili uzun uzun konuşanların, “demokrasi elden gitti” diye bağıranların birçoğu bütün Türkiye’nin gizli izlenme-dinlenmesini görmedi. Topluma özgürlüklerle ilgili doğru yönleri göstermekle yükümlü olanlar da meseleyi tek tarafa yontmak dışında bir şey yapmazlarsa, başkalarının duyguları üzerine öfkeli nutuklar atmayı “demokrasi mücadelesi” gibi görürler ve takdim ederlerse o mesajlar çoğalır, cezayı kendisi kesmeye kalkanlar da ortaya çıkar.
Demokrasinin ne olduğunu, içinde neler olduğunu ve neler olması gerektiğini Türk toplumu öğrenirken, konuyu dinsel alandan ibaret gibi görmek ve göstermek daha büyük günahtır.

