Haberin Devamı
Olimpiyatlar gibi büyük spor organizasyonları öncesinde yetkili ve sorumlu zevatın nutukları hep aynıdır. Milli duyguları kaşıyan, ne kadar önemli olduğumuzu hatırlatan, “bize yakışacak” sonuçları erkenden müjdeleyen her türlü laf edilir.
Bir sonraki aşama ise hep başarısızlığın gerekçelerini anlatma aşamasıdır.
Vazgeçilmez gerekçe her zaman “spora az yatırım yapıyoruz” dur ve bu laf çeşitli şekillerde tekrar edilir.
İkinci gerekçe de yine vazgeçilmezlerden biridir, “şanssızlıklar” arka arkaya sıralanır.
Bu arada bütçede spora ayrılan pay ile ilgili rakamlar da bolca konuşulur. Birkaç kritik gün böylece geçirilir ve sonra yine her şey eski haline döner.
Olimpiyatlar aslında uzun süredir ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin spor alanında sınandığı bir platform. Gelişmişler ve gelişmişler sınıfına yeni katılmış ülkeler madalya yarışında başı çeker, birkaç azgelişmiş ülke de bazı spor dallarında özel başarılar gösterir.
Türkiye’nin “özel” başarı alanı hep güreş olmuştur. Sonra Turgut Özal’ın Naim Süleymanoğlu’nu Bulgaristan’dan “satın almasıyla” birlikte halterde aşama kaydettik, ardından yine bazı “devşirme” faaliyetleriyle atletizmde de sesimizi duyurduk.
Fakat Pekin Olimpiyatları’nda güreşi de kaybettiğimizi anladık. Transfer atletlerimiz ise beklenen başarıları kazanmış gibi oldu, biraz ferahladık.
Bu olimpiyat oyunlarının tümüne baktığımızda bir tek şey görüyoruz: Gelişmiş ülkeler arasında değiliz.
Futbolla yatıp kalkıyoruz ama gelişmiş ülkelerde futbol oynayabilen gençlerimizin sayısı üçü beşi geçmiyor. Bu, dünya futbol piyasasında da yerimizin fazlasıyla geride olduğunu gösteriyor. Milli futbol takımımızın son Avrupa Şampiyonası’nda kazandığı başarıya kendimiz de inanamadık.
Bütün dallarıyla spor, uzun süredir gençlerin mucize yarattıkları bir alan değil. Yönetim, planlama ve yatırım olmadan her başarının en azından geçici kalacağı bir büyük alanda köy delikanlılarının sırtlarını sıvazlamakla başarılı olmak imkânsız.
Birileri artık spor reformunu da gündeme alsın. Olimpiyatlar öncesindeki çocuk kandırma nutukları bırakılsın, anlamsız gerekçelerle “koltuk koruma” faaliyetleri de sona ersin.
Sporun bütün dallarının zevkini, bu kavramın içerdiği insani gelişmeye uygun olarak çıkarabilelim.

