Sabah Başbakan Tayyip Erdoğan serinkanlı mesajlar verdi. Bu mesajlar yine sıkıntı yaratan konular hakkındaydı ve Başbakan Türkiye'deki üslubunun çok dışında bir tarzı benimsemişti. Rahattı, iyimserdi ama aynı zamanda ihtiyatlıydı.
* Brüksel'de dün gün boyu süren ve geceye sarkan pazarlıkta, AB üyesi bütün ülkeler bir şekilde "rol" aldı. Alman Hıristiyan Demokratlar bile görüşmelere bir ucundan katıldı.
Her görüşme, her tartışma, görüşmeleri izlemeye çalışanlara değişik ağırlıklarla yansıdı. Aynı haberler Brüksel kulislerinden Ankara'ya gitti, oradan geri döndü.
* Akşam saatlerinde iki ana konu kalmıştı. Birincisi Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasının yolunun nasıl açılacağı konusuydu. İkincisi de görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde Avrupa ile Türkiye arasında "güçlü ilişkiler"in korunmasıyla ilgili olarak karar metnine konulacak cümlenin şekliydi.
Kıbrıs konusunda bulunan formül bellidir: Türkiye, Avrupa Birliği'nin on beş üyesiyle imzaladığı Gümrük Birliği Anlaşmasını yeni üyelere genişlettiğini ilan ettiği anda Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilk diplomatik ilişki kurulmuş olacaktır.
Makul bir uzlaşmanın temelleri
* Buna karşılık Türk tarafı ise son ana kadar, görüşme süreci içinde Kıbrıs sorununun çözümü için çaba gösterilmesine ilişkin bir formül üzerinde durdu.
* Türkiye ile AB arasındaki tam üyelik görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması halinde nasıl bir yol izleneceğine ilişkin bir formülün karara konulmasına Türkiye'nin neden karşı olduğu da bütün Batılı liderlere defalarca anlatıldı. Böyle bir formül, "başka seçenekler"in sürekli olarak gündemde kalmasına neden olabilir ve görüşmelerin sağlığını etkileyebilirdi.
Bunca çabadan ve katedilmiş bunca aşamadan sonra Türkiye'nin bu iki konuda tıkanmasının gerekçeleri hem anlaşılabilir hem de anlaşılamaz.
* Gece yarısına gelindiğindeyse iki mesele aydınlığa kavuştu:
* Görüşmelere başlamak üzere 3 Ekim 2005 gibi net bir tarih belirlenmesi, Türkiye'ye verilmiş bir "ciddiyet mesajı"dır.
* Görüşmelerin ucunun açık olduğu hususu, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye verdiği önemi vurgular şekilde formüle edilmiştir.
Bütün bunlar hem Avrupa Birliği'nde başta gelen ülkelerin Türkiye'ye bakışını vurgulayan unsurlardır hem de makul bir uzlaşmanın temelleridir.
AB zirvesinin karar metninde yer alacak olan her cümleye farklı şekillerde bakmak ve cümleyi ona göre anlamak mümkündür. Zaten görüşme süreci de bunların "gerçek" anlamlarına kavuşturulması süreci olacaktır.
* Gece yarısı kaldığı otelden çıkarken Tayyip Erdoğan'da sabahki "rahatlığın" yerini anlaşılabilir bir "gerginlik" almıştı. Bu da, son temel konuda, Kıbrıs konusunda pazarlığın öğleye kadar süreceğinin göstergesiydi.
Nefes nefese bir gün
Sabah Başbakan Tayyip Erdoğan serinkanlı mesajlar verdi. Bu mesajlar yine sıkıntı yaratan konular hakkındaydı ve Başbakan Türkiye'deki üslubunun çok dışında bir tarzı benimsemişti. Rahattı, iyimserdi ama aynı zamanda ihtiyatlıydı
Haberin Devamı

