Neden uzlaşalım ki...

Haberin Devamı

Son günlerin kargaşası içinde sürekli olarak tekrarlanan bir kavram var: Uzlaşalım. Neden uzlaşalım ki... Uzlaşmak aynı fikir üzerinde birleşmek anlamına kullanıldığına göre, “uzlaşmış” bir toplumda herkes aynı fikirde olacaktır ki, bunun adı da demokrasi olmaz.
Uzlaşmak ancak bir arada yaşamanın ortak kuralları üzerinde anlaşmak şeklinde olabilir. Bunlar da anayasa ve temel yasalardır. Anayasa ve temel yasalar üzerinde uzlaşma sağlanmışsa, tartışma ve kavgaların bu kurallar üzerinden yapılacağı kabul edilmiş demektir.
Bunların dışında uzlaşma alanları da olabilir, ancak bu alanlarda uzlaşma sağlanması da farklı tavır, görüş ve konum sahibi olanların taviz vermeleriyle mümkün olabilir. Taviz verenler kendi görüş ve tavırlarından vazgeçmiş olmazlar, sadece bir arada yaşamak için orta noktayı kabul etmiş olurlar.
Hayat tarzları tümüyle farklı olanların uzlaşması mümkün değildir. Ancak farklı kesimler ancak birbirlerinin hayat tarzlarına müdahale etmeme konusunda bir “toplumsal sözleşme” yaparlar ve kendi hayatlarını yaşamaya devam ederler. Tarafların birbirine “hile” yapmayacağının güvencesi de insanlar değil, yasalardır.

***


Taraflar yasaların herkese eşit uygulandığından emin olamadıklarında “güvensizlik” ortamına girilir. Yani bizim şu anda bulunduğumuz duruma...
Uzlaşma olmasın, ama ülke içinde yaşayanlar birbirine güvensin herkes herkesin ancak kurallar içinde, yasalar çerçevesinde oynayabileceğine inansın.
Olabilecek tek uzlaşma, herkesin kendi özgürlüklerine, başkasının özgürlüklerine müdahale etmeksizin sahip olabilmesinin sadece demokratik bir toplumda mümkün olabileceği inancıdır.
Bunun dışında bir uzlaşma olmasın, zaten olması da mümkün değildir. Farklı hayat görüşleri, farklı dünya görüşleri, farklı kimlikler bir arada yaşasın ki, toplumsal doku daha da zenginleşsin.
Sağlanması gereken tek uzlaşma, bir arada yaşama iradesinin varlığının korunması ve “hukuk devleti” içinde birbirine güvenme iradesinin temini üzerine olmalıdır.

*****


Güngören katliamı
İçişleri Bakanı’nın dün yaptığı açıklamaya göre, Güngören katliamı PKK’ya çıkıyor. PKK olayın hemen ardından katliamla bir ilgisi olmadığını açıklamıştı. O zaman ya PKK merkezi yalan söylemekte ya da kendi örgütlerine, hücrelerine hâkim olamamaktadır. Her iki durum da bu örgütün büyük sıkıntı içinde olduğunu gösterir.
Böyle bir katliam PKK’nin temsil ettiğini iddia ettiği “dava” ya herhangi bir katkıda bulunamaz, sadece “Türk-Kürt gerilimi” nin tırmanmasına katkıda bulunabilir.
PKK hâlâ göremiyor mu terör tırmandıkça temsil ettiklerini iddia ettikleri insanlar da büyük faturalar ödüyor.

DİĞER YENİ YAZILAR