Haberin Devamı
Ne hukuk mantığı, ne adalet mantığı ne de demokrasi ruhuyla açıklanabilir bir durum, bir kez daha yaratıldı.
Halkın oylarıyla seçilmiş milletvekilleri Meclis’e gidemiyorlar.
Yüksek Seçim Kurulu, Hatip Dicle’nin milletvekilliğini iptal ederken, mahkemeler de milletvekili seçilmiş tutuklu kişilerle ilgili karar vermekte zorlanırken bir soruya cevap vermek zorunda:
Bu kişilerin milletvekili adaylıkları YSK tarafından “yasal” bulundu. Seçime girdiler ve seçildiler. Şimdi milletvekilliklerini iptal etmek ya da milletvekili kimliğini kabul ederken bu görevi yapmalarını engellemek hangi hukuk mantığının, hangi adalet anlayışının üründür?
Hukukçular günlerdir değişik yasa maddelerini ve anayasayı göstererek birbirinden tümüyle farklı yorumlar yapıyorlar. Her biri farklı sonuca ulaşıyor, çünkü her birinin kanaatini destekleyen bir yasa maddesi bir yerlerde yazılı. Ama bütün bu yasa maddelerinin var olmasının nedeni “duruma göre birini kullanırız” anlayışıdır. Ağızlarından “hukuk devleti” lafını düşürmeyenler için geçerli mantık, “duruma göre hukuk, duruma göre adalet”tir.
Yasal olarak seçime giren, seçilen, mazbatasını alan birisinin milletvekilliğinin iptalini açıklamak için Ankara’nın “devlet” hukukçuları çok uğraşacaklardır.
Aynı şekilde tutuklu olduğu halde seçime girebilen ve seçilen kişilerin milletvekilliği hak ve görevini yerine getirmelerine imkân tanınmamasını açıklamak da kolay değildir.
Türkiye’de bir süredir “normalleşme” diye bir kelime söylenip duruyor. Bundan kastedilen, siyasetin alanının genişlemesi, demokratik sürecin her alanda ilerlemesi ve herhangi birisinin hakkını koruma ya da başka bir nedenle şiddete başvurmasının yollarının tümüyle tıkanmasıdır.
“Normalleşme”yi Türkiye’ye, Türkiye’nin bütün vatandaşlarına “çok gören” bir anlayış her an bir köşeden, Ankara’nın soğuk “devlet” binalarından kafasını uzatmaya devam ediyor.
12 Haziran seçimi, ülkenin tümünün temsil edildiği bir meclisi ortaya çıkardı. Türk halkı bu meclise, ülkeyi “normalleştirme” görevini verdi. Sivil ve demokrat bir anayasa yapma ve silahları susturma görevini verdi.
Ama Türkiye’nin “normalleşmesi”ni istemeyen kuvvetler, ülkenin krizlerle boğuşmaya devam etmesi, demokraside uzlaşmış bir siyasi yapının oluşmaması için ellerinden geleni yapmaya devam ediyorlar. Edebiliyorlar çünkü köhne bir hukuk düzenini ellerinde tutmaya devam ediyorlar. Sivil ve demokrat bir anayasayı da bu düzenin yıkılma sürecinin en büyük adımı olacağı için istemiyorlar.

