Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı Bush ile yaptığı görüşmenin ardından ortaya iki ana tepki-yorum çıktı.
Birincisine göre ABD yeşil ışık yakmıştır ve Türkiye hemen kapsamlı bir sınır ötesi operasyon yapmalıdır.
İkincisine göre ise Amerikan yönetiminin tavrında bir değişiklik yoktur ve Ankara’yı oyalama siyasetine devam etmektedir.
Hangisinin isabetli olduğunu önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ancak yine meseleye salt askeri açıdan bakıldığı zaman ortaya bir başka gerçek çıkıyor. O da kış koşullarının başlaması dolayısıyla Güneydoğu’da kara harekâtı yapmanın büyük güçlükleridir.
Aynı şekilde PKK’nın da daha “muhkem mevki”lere çekilip beklemek dışında yapabileceği bir şey yoktur.
Aslında bu durum siyasetin, siyasi çözüm girişimlerinin öne çıkarılması için zaman kazanılması olarak da görülebilir, öyle değerlendirilebilir.
“Siyasi çözüm” girişimlerinin başında şu an için Kuzey Irak Kürtlerinin PKK ile ilişkilerinin kesilmesi, bunun için de Kuzey Irak yönetimiyle, yani Barzani ve Talabani ile yeni bir ilişki düzeyine geçilmesi düşünülebilir.
Bu tutum Erdoğan Bush ile görüşmesinde “ne aldı ne verdi” tahminlerinin-uydurmalarının ötesinde bir durumdur ve Ankara’nın, Türkiye’nin teröre karşı siyasi olarak daha da güçlenmesini sağlar.
Oval ofis görüşmesinde belli bir istihbarat desteği için söz alınmışsa, Türk uçaklarının Amerikalılardan aldıkları istihbarat dolayısıyla “nokta” operasyonları yapmasının askeri açıdan sağlayacağı katkıyı askeri uzmanlar bilebilir.
Ancak bu durumda bombalanmış Kürt köylerinin, yaralı bebelerin, kadınların fotoğraflarının dünya basının ilk haberleri arasında yer alması da Türkiye’nin sağladığı siyasi gelişmeleri bir anda tersine cevirir. PKK’nın ya da Türkiye’ye düşmanca bakan Kuzey Iraklıların bu oyunu oynamaları muhtemeldir. Ve bu görüntüler dünyaya yayıldığı anda da ortaya çıkacak tepkileri tahmin etmek güç değil...
Türkiye teröre karşı sağladığı siyasi desteği bundan sonra siyasi adımlar için basamak olarak kullandığı takdirde teröre karşı çok daha etkili olma, terörün kaynaklarının üzerine gidebilme yönünde konumunu daha da elverişli hale getirecektir.
“Ne aldı ne verdi” diye sorup buna anlamsız cevaplar aramak ya da cevap uydurmak, yanlış yönlendirilmiş kamuoyunu biraz daha yanıltmak, gerçek çözümden uzaklaştırmak olur.
AKP hükümetinin önüne kurulmuş olan “sokak” tuzağı dün yine MHP Genel Başkanı’nın ağzından tekrar edildi. AKP de bu tuzaktan kurtulmak için “çok aldık az verdik” formülünü kullandığı sürece tuzağa düşmeye hazır olduğunu göstermektedir.

