Cumhurbaşkanını halkın seçmesi, fikir olarak ilk anda kulağa hoş geliyor. Cumhurbaşkanını halk seçsin mi? Seçsin.
Güzel ama cumhurbaşkanının bugünkü yetkileri dolayısıyla, görevleri dolayısıyla adayların halktan nasıl oy isteyeceklerini düşünmek gerekiyor.
Cumhurbaşkanı, rektör ve yüksek yargı atamaları yapar, hükümetin yaptığı atamalara imza atar ya da atmaz, Meclis’in çıkarttığı kanunları geri gönderir, ama ikinci kez aynen gelirlerse mecburen imzalar.
Diyelim ki, kendi mesleklerinde üst konumlara gelmiş olanlar, Meclis’ten yeterince imza aldı ve aday oldu. Gerçi ortada henüz bir kanun olmadığı için her milletvekili sadece bir aday mı gösterebilir yoksa birden fazla aday gösterebilir mi, onu da bilmiyoruz. Her neyse, diyelim ki falanca vatandaş gitti, milletvekillerini ikna etti ve halkın önüne çıktı.
Nasıl oy isteyecek?
Örneğin şöyle diyebilir mi: “En kısa zamanda Kuzey Irak’a askeri müdahale yapılmasını sağlayacağım...” Çünkü Anayasa kendisine bir de başkomutan unvanını vermiş. Böyle derse halktan şöyle bir ses çıkabilir: “Boşver amca onu sana sormazlar bile...”
Peki ne diyecek?
“Hükümette benim sevdiğim parti varsa bütün atamalarını gözüm kapalı imzalarım, ama benim sevmediğim parti varsa hepsini sumen altı yaparım...”
Ya da şunu söyleyebilir: “Üniversite rektörlüklerine sadece elli yaşını geçmiş, bıyıksız ve evli, iki çocuklu öğretim üyelerini atarım...”
Veya şunu söyleyebilir: “Üniversitelerden gelen rektör adayları içinde en çok oy almış olanı atar, gerisine karışmam...”
Tabii birden fazla cumhurbaşkanı adayı olacağına göre birinin ak dediğine öbürü kara diyecek ki, tartışma olsun, heyecan olsun.
Kuşkusuz televizyon kanalları da adayları ekrana getirmek için yarışacak. Her aday bir grup cin fikirli gazetecinin karşısına geçip oturacak ve onların sorularını cevaplamaya çalışacak. Buradan çıkacak bazı görüntülerin herkesi çok eğlendireceği şimdiden bellidir.
Tabii başka ihtimaller de var. Cumhurbaşkanı adayı emekli bir asker olabilir. O zaman ona sorulacak soruların niteliği de değişir.
Şu anda geçerli olan duruma göre adaylar halk önünde ancak kendi mesleki hayatındaki başarısını, ailevi durumunun ne kadar ideal olduğunu, hayatta hiçbir aşırılığının bulunmadığını, son derece makul bir insan olduğunu anlatabilir; başka bir şey anlatamaz.
Sonra bir de yüksek sesle değil ama biraz ima yoluyla “mütedeyyin” olduklarını da söyleyeceklerdir.
Dolayısıyla halk adayları daha iyi tanısın diye belki televizyon kanalları bilgi ve zekâ yarışmaları düzenleyebilir.
Bunları yazdık, çünkü “halk seçsin” lafının ardındaki gerçek durum ve gerçek niyetler böylece daha iyi anlaşılabiliyor.
Gerçek şu: Siyasi partiler kendi adaylarını “gizlice” belirleyecek, bu adaylar ortaya çıktığında her parti bir adayı destekleyecek, o partinin örgütü o aday için çalışacak, her parti kendi seçmenine, partinin belirlediği adaya oy vermesini söyleyecek.
Bu adayı kim tayin edecek? Tabii ki partinin başındaki kişi. O adayın işi de aslında çok kolay. Halkın önünde sadece şunu söylemesi yeterli: “Falanca parti lideri beni tayin etti, siz de bana oy verin...”
Halk seçtiği zaman her şey son derece demokratik olmuyor. Kenan Evren’i de halk “seçmişti”, o da yıllarca “halkın yüzde 92’si bana oy verdi” diye övünmüştü.
Bu kez seçilecek kişi sadece “Falancaya beni seçtiği için teşekkür ederim” demekle yetinebilir, işin aslı da budur.

