Haberin Devamı
Cumhurbaşkanı konusu konuşulduğunda Çankaya Köşkü’ne, Atatürk’ün koltuğuna layık görülen kişi tarifi herkese göre değişiyor. Ancak en yaygın formül, “bütün ülkeyi kucaklayacak nitelikte olsun” cümlesi ya da benzeri şekillerde ifade ediliyor.
Bu “herkesi kucaklasın” tanımı herhalde herkesin beğendiği bir kişi olsun anlamına geliyor.
Neye göre beğenmek? Tabii ki kişisel geçmişine, toplumsal ilişkilerine ve siyasal yapısına; önceki icraatlarına ve gelecekteki muhtemel icraatlarına göre...
Atatürk ve İnönü’yü bir kenara bırakır, çok partili düzene geçişten itibaren cumhurbaşkanlarının bu “özlem”e ne kadar uyduğuna bakarsak aralarında bir tek bile bulmamız zordur.
Celal Bayar, ülkenin yarısına yakını için değil kucaklayan, “düşman” tanımına giren bir cumhurbaşkanı idi.
Cemal Gürsel silah zoruyla cumhurbaşkanı olmuştu, kişisel özelliklerine rağmen ülkenin en az yarısını “kucaklamıyordu.”
Cevdet Sunay da askeri baskıların arttığı bir dönemde, istemeye istemeye cumhurbaşkanı seçilmişti. Kendisini seçenleri bile kucaklamıyordu.
Fahri Korutürk hiçbir zaman ön planda olmadığı için “kucaklama” diye bir mesele zaten söz konusu değildi.
Kenan Evren, karşı görüşlerin ifade edilmesinin yasak olduğu bir propaganda döneminin ardından halk tarafından seçildi. Bu bile bütün ülkeyi kucaklama konusunda kendisindeki kuşkunun büyüklüğünü gösteriyordu.
Turgut Özal cumhurbaşkanı seçildiği zaman partisi zaten yüzde 20’lik bir oy oranına inmişti ve kendi etkinliği de en alt düzeydeydi. Sahip olduğu birçok niteliğe rağmen ülkenin tümünü kucaklayamadı.
Süleyman Demirel seçildiği zaman fazla gürültü çıkmadı; ama o sırada yaşı 40 ve üstünde olanların gözünde milliyetçi cephelerin Demirel’i henüz çok canlıydı. Geniş bir kucaklamaya geçiş onun için de zaman aldı. Yeni Demirel eski Demirel’i bir ölçüde unutturdu.
Ahmet Necdet Sezer’in de bütün ülkeyi kucakladığını söylemek oldukça zor. Benimsediği görev tanımının içine zaten böyle bir husus girmiyor.
“Herkesi kucaklamak” tanımı esas alındığında, Atatürk ve İnönü’yü dışarda tuttuğumuz zaman bu tanıma en yakın gelen cumhurbaşkanının Demirel olduğunu söyleyebiliriz. Onu da biraz zorlanarak söyleyebiliriz.
Bundan çıkan bir sonuç var: Demokratik parlamenter sisteme geçtiğimizden beri “ülkenin bütününü, herkesi kucaklayan bir cumhurbaşkanı” olmamıştır. Belki bundan sonra olur.
Not: Örümceğin sabrı
Örümcek yemine ya da düşmanına asla saldırmaz. Ağlarını örer; sabırla örer, ulaşabileceği en uç noktaya kadar örer. Sonra bu ağların bir yerinde, kendine göre en stratejik yerinde durur bekler. Bekler. Bekler. Sonunda av gelir, ağlara kendi takılır. Örümcek yine bekler. Av kendini ağdan kurtarmak istedikçe daha kötü duruma düşer. Sonunda avın zarar verme ihtimali sıfırlandığında örümcek köşesinden çıkar ve gereğini yapar.
Bu doğa “belgeseli”, toplum hayatının birçok tarafında sonuna kadar geçerlidir, geçerli olacaktır. Ağını iyi örüp beklemesini bilen sabırlı örümceğin kaybetmesi ihtimali yoktur.
Bir de Çin atasözü var: Irmağın kenarında sabırla bekle, bütün düşmanlarının cesetlerinin önünden geçtiğini göreceksin...

