Müzakere süreci

Türkiye'nin asıl geçiş süreci aralık ayından itibaren başlayacak. Ceza Kanunu'nun gerektiği gibi kabul edilmesiyle Avrupa Birliği'nden "tarih" almamız kesinleşti

Haberin Devamı

Türkiye'nin asıl geçiş süreci aralık ayından itibaren başlayacak. Ceza Kanunu'nun gerektiği gibi kabul edilmesiyle Avrupa Birliği'nden "tarih" almamız kesinleşti.

Bu bir başlangıçtır, son değil. Elbette Türkiye'nin geleceği açısından çok önemli bir eşik aşılmıştır. Ancak unutmayalım:

* Türkiye Avrupa Ekonomik Topluluğu'na ortak olmak için 1959'da başvurmuştur. Buna ilişkin anlaşma 1963 yılında Ankara'da imzalanmıştır. Başvuran Adnan Menderes, anlaşmayı imzalayan da İsmet İnönü'dür.

* 1963'ü izleyen 24 yıllık dönemin birinci ve ikinci egemen siyasileri Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit'tir. Her ikisi de egemen oldukları dönemde bu yönde hiçbir şey yapmamışlardır. Tam üyelik için Topluluğa 1987'de Turgut Özal başvurmuştur. 1995'te Gümrük Birliği anlaşmasını yapan da Tansu Çillerdir.

* 1987'ye kadar Demirel ve Ecevit Avrupa Birliği meselesini tümüyle unutmuşlar, kendi içlerine kapandıkları gibi Türkiye'nin de içine dönmesine yol açmışlardır. 1980 sonrası askeri yönetimin bu yönde bir çaba göstermesi zaten mümkün değildi, bütün dünya buna gülerdi.

Üzerine yatarlarsa
Aralıkta Avrupa Birliği tam üyelik için görüşme tarihi verecek. Gerçek süreç asıl bundan sonra başlayacak. Bugüne kadar yapılanlar zaten Avrupa Birliği olmasa da Türkiye'nin ilerlemesi için yapılması gereken temel işlerdi.

Tarih alındıktan sonra bazıları yapılanların "üzerine yatmayı" kendi açılarından daha gerçekçi bulabilirler. Çünkü bundan sonraki yolumuz daha da zor. Diyebilir ki: "Nasıl olsa görüşme süreci başladı, istediğimiz kadar uzatabilir, durumu böyle devam ettirebiliriz." Ve bunun "karmaşık", "çok siyasi", "çok gerçekçi" gerekçelerini de bulabilirler.

Ancak "üzerine yatma" politikasıyla Türkiye'nin ilerlemesi mümkün değildir, böyle bir mantık Türkiye'yi tekrar eski durumuna iter.

* İlk on üyeden sonra, şu anda Avrupa Birliği üyesi olan bütün ülkelerde birinci süreci, yani ülkeyi üyeliğe yaklaştırma sürecini gerçekleştirenler başka, tam üye olma sürecini gerçekleştirenler başka siyasi partiler olmuştur.

* Elbette bütün aday ülkelerde böyle olacak diye bir kural yok.

Birinci aşamayı gerçekleştirmiş olan AKP, ikinci aşamanın gerçeklerine de uyum sağlayabilirse önceki tecrübelerden farklı bir durumu gerçekleştirmiş olur.

Ama, 2005'te başlayacak asıl uyum sürecine Türkiye'yi yönetenler tam uyum sağlayamazsa AKP'nin yerini başka bir siyasi hareketin alması kaçınılmaz olur.

* Uyum için de AKP'nin kendi "iç uyumu"nu sağlaması birinci koşuldur.

DİĞER YENİ YAZILAR