Mutsuz inek

Kuşkunun, kaygının, korkunun fazlası ineği de hasta eder. Mevlânâ'nın "mutsuz inek" hikâyesi bunu anlatıyor:

Haberin Devamı

Kuşkunun, kaygının, korkunun fazlası ineği de hasta eder. Mevlânâ'nın "mutsuz inek" hikâyesi bunu anlatıyor:
Yemyeşil bir adada tek başına yaşayan bir inek varmış. Bütün gün otları yiyor, semiriyor, fazla kımıldamadan duruyormuş. Gece gelince ise karanlıkta çevresindeki otları göremiyor ve telaşlanmaya başlıyormuş. "Eyvah yarına yiyecek bir şey kalmadı, tek başıma bu adada açlıktan öleceğim" diye kurdukça dertleniyor, dertlendikçe kuruyor-muş.
Bütün gece bu kuşku ve korkularla uyuyamıyor, kıvrana kıvrana sabahı ediyormuş. Geceyi bütün bu kuşku ve korkular içinde uyuyamadan geçirdiği için de sabah olduğunda bir deri bir kemik kalıyormuş.
Sabahın ilk ışıkları adayı aydınlatınca birden çevresinin yeşilliklerle dolu olduğunu görüyor, seviniyor yiyebildiği kadar yiyormuş.
Sonra yine gece oluyor ve aynı korkular ineğin kafasına doluyor, yine sabaha bir deri bir kemik ve korkular içinde ulaşıyormuş.
Zaman böylece akmış gitmiş, ama inek hiçbir zaman bir önceki geceyi ve o sabahı hatırlayamadığı, kafasında birara-ya getiremediği için gündüz semirmeye gece korkup zayıflamaya devam etmiş.
Mevlânâ diyor ki: Yarına ilişkin kuşku ve kaygıları büyütmek her tarafı yeşillik dolu bir ineği bile mutsuz eder.
Selahattin, gücünün en yüksek noktasındayken; bütün düşmanları kendinden korkar, halkı ise hem saygı gösterir hem de çekinirken hastalandı.
Doktorlarına kendisine doğruyu söylemeleri için ısrar etti ve söyletti: Birkaç günlük ömrü kalmıştı.
Kendisine bir kefen dikmelerini söyledi. Kefen hemen dikildi, Selahat-tin'e getirildi.
Selahattin kefeni adamlarına verdi ve şehre gönderdi.
Selahattin ölene kadar adamları her yerde dolaştılar ve sürekli olarak şöyle bağırdılar:
"Hem Batı'yı hem Doğu'yu yenen, topraklarına topraklar katan, hazinesini dünyanın en büyük hazinelerinden biri yapan Büyük Selahattin mezarına sadece bu kefeni götürecek!"
Bir sufi bilge ömrünün sonuna geldiğini hissetti. Müritlerini yanına çağırdı ve haberi onlara verdi. Sonra sordu: "Beni nereye gömeceksiniz?"
Müritleri Büyük Cami'nin bahçesini seçmişlerdi bile. Bilge biraz düşündü, "Hayır" dedi.
"Beni şehrin dışında, fahişelerle suçluların gömüldüğü mezarlığa gömün."
Müritler şaşırdılar, "neden" diye sordular.
"Onlar yaptıkları yanlışları, günahları gizleyemediler. Onun için diğer insanların tepkilerini çektiler. Bense bütün insanlar gibi çoğu yanlışımı gizledim ve böylece başkalarının saygısını sağladım. Onların yanında olmalıyım ki, gerçekten fark-lıysam farkım ortaya çıksın, eğer değilsem de onların arasında olayım."

DİĞER YENİ YAZILAR