Türkiye her şeyin hızlı yaşandığı bir ülkedir. Her an, her şey olabilir. İki yıl önce Refah Partisi'nin gençleri, Erbakan'ın izin vermemesi üzerine parti yönetimini alamayınca AKP'yi kurdukları zaman ilk seçimde bu kadar güçlü bir iktidara ulaşmayı herhalde akıllarından geçirmemişlerdi.
O dönemde Erbakan ekibi de bu isyancı gruba "evden kaçan yaramaz çocuklar" olarak bakıyor ve er geç eve döneceklerini düşünüyordu.
AKP'nin 3 Kasım 2002 seçimlerine, sadece on dört aylık bir parti olarak katılması ve büyük bir başarı kazanması kimileri için sürpriz oldu. O "kimileri" Türkiye'nin nabzını uzun süredir yanlış tuttukları için bu sonucu sürpriz olarak aldılar. Oysa AKP'nin kuruluşundan itibaren toplumun tepkilerinin ne yöne kaymaya başladığı belli olmuştu.
Bu parti önce 3 "M"nin partisi oldu. "Mütedeyyin" idiler, siyasi İslam'dan geliyorlardı. "Muhafazakâr" idiler ve muhafazakâr kitlenin bütün ilkelerini savunuyorlardı. "Müeddep" idiler, ne eski liderlerine ne siyasi rakiplerine saldırıyorlardı; terbiyelerini bozmuyorlardı.
En rahat hükümet!
AKP hükümeti bugün Cumhuriyet tarihinin en rahat hükümetlerinden biridir. Karşısında güçlü bir siyasi ya da toplumsal muhalefet yoktur. Toplumun en geniş kesimleri bu iktidara "avans" tanımakta gizli bir anlaşma yapmış gibidirler.
Meclis'te rahattırlar, karşılarındaymış gibi duran CHP rotasını kaybetmiş, çizgileri silinmiş bir siyasi hareket olarak varlık nedeni hakkında kendi kendine kuşkular yaratmış bir durumdadır.
AKP iktidar olarak, başı sıkıştığı ya da varolan yasalarla sorun yaşadığı anda hemen istediği yasayı çıkaracak, istediği değişikliği yapacak bir konumdadır.
Nitekim öyle yapmaktadır. Hiçbir hükümet bu kadar rahat çalışmamıştır. Bu, Türkiye açısından da büyük kolaylık ve zaman kazanma anlamına geldiği için "avans" devam etmektedir.
Gelecek yıl baharda yapılacak yerel seçimlerde de AKP'nin daha da güçlü bir destek sağlaması sürpriz olmayacaktır. Seçimlerdeki böyle bir sonuç da AKP'nin iktidar olarak biraz daha rahatlaması, kendini çok daha güçlü hissetmesi anlamına gelecektir.
Rüyası bile imkânsızken...
Bunun arkası da aşağı yukarı bellidir. Her güçlü başbakanın rüyası bir sonraki aşamada Çankaya'ya çıkmaktır. Arkasından gelecek siyasi istikrar sorunlarına aldırmadan bir üst kata çıkma isteğine Turgut Özal da dayanamamıştır, Süleyman Demirel de.
2007'nin 5 Mayıs'ında Sezer'in Çankaya'deki görev süresi dolmaktadır. Tayyip Erdoğan'ın bu göreve talip olması, 2004 yerel seçimlerinde sağlanacak başarının verdiği ek güçle, kaçınılmaz görünmektedir.
Bu gücü katlayacak olan ikinci unsur da Avrupa Birliği ile tam üyelik görüşme takviminin başlamasıdır.
Ancak Erdoğan'ın Özal ve Demirel'in siyaseten yaptıkları yanlışa düşmeyecek gücü şu anda vardır, büyük olasılıkla üç yıl sonra da olacaktır. Hedef Cumhurbaşkanı'nın yetkilerinin artırılması ve bir anlamda yarıbaşkanlık sistemine geçiştir.
2004 yılının sonbaharında Meclis'in yeni çalışma dönemi başladığı zaman Türkiye Avrupa'dan takvim almış, AKP Meclis'teki gücüne yerel yönetimleri de eklemiş olarak, büyük bir siyasi rahatlıkla Cumhurbaşkanının yetkilerini gündeme getirebilecektir.
İki yıl önce böyle bir rüyayı bile göremeyecek durumda olan bir siyasi kadronun iki yıl sonra kendine bu hedefleri koyabilmesi ancak Türkiye gibi bir mucizeler ülkesinde mümkündür.
Mucizeler ülkesinde siyaset...
Türkiye her şeyin hızlı yaşandığı bir ülkedir. Her an, her şey olabilir. İki yıl önce Refah Partisi'nin gençleri, Erbakan'ın izin vermemesi üzerine parti yönetimini alamayınca AKP'yi kurdukları zaman ilk seçimde bu kadar güçlü bir iktidara ulaşmayı herhalde akıllarından geçirmemişlerdi
Haberin Devamı

