Türkiye’de radikal milliyetçiliğin, ırkçı milliyetçiliğin kökenleri cumhuriyetin ilk yıllarına dayanır. Ancak bu hareketin daha kitlesel ve etkili olması 1960’lı yıllarda sağlanmıştır.
İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Nazi Almanyası ve Hitler sever isimlerden bazıları o yıllarda “milliyetçi toplumcu” hareketi yaratmışlardır.
“Milliyetçi toplumcu” tanımı doğrudan doğruya Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi, yani Nazi partisinin kendisine verdiği sıfattan çevrilmiştir. “Nasyonal Sosyalist”in Türkçe karşılığı “milliyetçi toplumcu” oldu.
Bu hareketin sonrası da iyi biliniyor. 1960’lı ve 70’li yıllarda bu hareket radikal solun yükselmesine paralel olarak ve “komünizm tehlikesine karşı” yoğun şekilde desteklendi. Hareketin önde gelen isimlerinin Susurluk’a kadar uzanan bir çizgi içinde sürekli olarak devletle ya da devletin içinde bazı kişilerle ilişkili olması bir raslantı değildir.
Bu hareket toplumun alt kesimlerinde etkili olabilmek için en kaba sokak milliyetçiliğini kışkırtarak ve her sorunu en düz milliyetçi nutuklarla karşılamaya çalışarak kendini var etti. Etkinliğinin yükselmesinde en önemli pay da karşıdaki milliyetçilere, yani Kürt milliyetçilerine aittir. PKK terörü insanların canını yaktıkça, kan döküldükçe toplumda tam karşı çizgiye yöneliş kendisini gösterdi.
Batı toplumlarında da bu kaba ve ırkçı milliyetçilik zaman zaman etkili olabiliyor. Orada da bu hareketin besleyicisi, yabancı düşmanlığı. 11 Eylül sonrasında radikal İslamın saldırıları da karşı tarafta yani Batı ülkelerinde radikal milliyetçi duyguların yükselmesine yol açtı.
Türkiye’nin yine bu düşman kardeşler sistemi içine sıkışmasının sorumlusu tabii ki kötü yönetimler, kötü ve ufuksuz yöneticiler, bir türlü dünyaya açılamayan, dünyayı kavrayamayan çevrelerdir.
Milliyetçiliğin en derin anlamıyla vatanseverliğin dışına çıkarılmasının; ırkçı, demokrasiden korkan, güce ve şiddete tapan, yabancı düşmanı ve kompleksli bir ruh halinin ifadesi olarak sokak milliyetçiliğine dönüştürülmesinin topluma vereceği zararları görmek için biraz siyasi tarih bilmek yeterlidir.
Bugün milliyetçilik kavramı çevresinde yaşanan ve yaşatılan kafa karışıklıkları, vatanseverlik ile katilliğin birbirine karıştırılmasına kadar uzanan kasıtlı çabaların içinde sadece sağ değil, kendisini sol ve Atatürkçü zanneden, ama tarihsel ve toplumsal gelişmelerin dışında kalmış kesimler de bulunuyor.
Dünya ile ve kendisiyle barışık bir toplumda sokak milliyetçiliğinin etkisi olamaz. Ama bizde etkili oluyor ve anlaşıldığı kadarıyla bir süre daha olmaya devam edecek.
Not: Rum kışkırtması
Kıbrıs Rum yönetimi son petrol arama faaliyetiyle yeni bir provokasyon girişimini başlattı. Bu grup da Türk düşmanlığını; Türklere zarar verme peşindeki ve barış içinde birlikte yaşamaktan korkan bir Rum milliyetçiliğini canlı tutup, bunun için de en çok Türk askeri varlığını bir korku unsuru olarak kullanıyor.
Kıbrıs Türk toplumu, Ankara’nın eskimiş resmi politikalarını aşarak barış içinde ve eşit vatandaşlar olarak bir arada yaşama isteğini çoktan ortaya koydu. Ama Kıbrıs Rum yöneticileri bundan hiç hoşlanmadı. Çünkü onları da ayakta tutan, Türk tarafının daha radikal tavırlar almasıydı.
Kıbrıs Rum yöneticilerinin bütün barışçı yolların önünü kesme tavırlarını artık dünya da görmeye başladı.

