Haberin Devamı
Koruculuk bir Türk icadı değil. Birçok ülkede siyasi güç sahipleri ya da devlet, sivilleri silahlandırarak “milis” teşkilatları kurmuştur. Amaç, bu teşkilatlarla devletin resmi güvenlik kurumlarının yapamadıklarının yapılmasını sağlamaktır.
“Koruculuk” sisteminde de PKK’ya karşı siviller silahlandırılmıştır.
Bu sisteme daha çok “devlete bağlı” yani PKK ile ilişkisi olmayan aşiretler katılmış, yaklaşık 70 bin kişiye silah verilmiş, maaş bağlanmıştır.
Asıl amaç, askerin ve polisin denetim sağlayamadığı bölgelerde güvenliği korucuların sağlamasıdır. Ama fiiliyatta korucular da zaman zaman PKK militanları ile çatışmaya girmiş, birçok korucu bu çatışmalarda hayatını kaybetmiştir.
Güneydoğu’da hâlâ etkinliğini sürdüren aşiret yapısında, aralarında çeşitli nedenlerle husumet bulunan aşiretler karşılıklı taraflarda yer almışlardır. Bir aşiret mensuplarının PKK ile ilişkisi varsa, bu aşiretin hasmı ya da düşmanı olan aşiret “devlet” tarafına geçmiş ve korucu olmuştur.
Bu sistemin bizdeki mantığı, Abdülhamit’in, “Hamidiye taburları” diye anılan bir kısım Kürt aşiretlerini silahlandırıp para vererek, isyan ettikleri bölgelerde Ermenilere karşı milis gücü olarak kullanmasına dayanmaktadır. O dönemde Kürtler Ermeni isyancıların üzerine sürülmüştü, korucu sisteminde de “sadık” Kürtler “isyancı” Kürtlerin üzerine sürülmüş oluyor.
Koruculuk sisteminin sakıncaları üzerinde, en başından beri durulmuştur. Eğitimsiz, devlettekinin dışında bir otorite ve ast üst sistemi içinde bulunan gruplara ağır silahlar verilmesinin, bölgenin toplumsal yapısında büyük sakıncalara yol açabileceği başından söylenmiş, ancak bu görüşler dikkate alınmamıştır.
Yukarıda sözü geçen Hamidiye taburlarının bazıları da kendilerine çalışmaya, orantısız güç kullanmaya ve kıyımlar yapmaya başlamış, Abdülhamit bunları lağvetmiş, bazı aşiret reislerini astırmıştı.
Koruculuk sisteminin kurulmasından itibaren de bazılarının “kendilerine” çalışmaya başladıklarının, kimilerinin “devlet desteği”ni istismar ederek “çete”leştiklerinin çok örneği vardır. Silahlarıyla PKK’ya katılan korucular da olduğu söylenmiştir. Fakat bunlar hep görmezden gelinmiş, bir ara olaylar artınca sistemin kaldırılması düşünülmüş, sonra nedense bundan vazgeçilmiştir. “Nedense” demek belki anlamsız oluyor, çünkü ellerinde ağır silah ve bol mühimmat bulunan 70 bin kişinin silahlarının alınması, maaşlarının kesilmesi kolay iş değildir.
Bu sistemin sakıncalarının hangi noktaya ulaşabileceğini Mardin Bilge Köyü katliamı gösterdi.
Artık koruculuk sisteminin savunulması mümkün değildir.
Bir geçiş planı yapılabilir, korucuların silahları toplanırken, en azından maaşlarını bir süre daha almaları sağlanabilir.
Sorumlu kişiler bunu düşünmek ve tasfiye planını hemen yapmak durumundadır.

