Medyada Korkmaz Yiğit günleri

Haberin Devamı

Bir gün Dinç Bilgin beni çağırdı. Zafer Mutlu’nun odasında haberi verdi: “Yeni Yüzyıl’ı köy satar gibi sizinle birlikte sattık.” Gazeteyi satın alan Korkmaz Yiğit’in adı o sıralar çok duyulur olmuştu. Ama her şey bir anda değişti. Çakıcı kaseti patladı. Türkiye’nin en ünlü iş adamlarından biriyken hızla zirveden yuvarlandı. Tabii Yeni Yüzyıl da...

1998 yılında Yeni Yüzyıl Gazetesi iyi gidiyordu. Ama Türkiye iyi değildi. Susurluk olayı, 28 Şubat süreci derken yine gerilimli günler yaşanıyordu. Koalisyon hükümetinin başbakanı, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’dı. Tansu Çiller gitmeden önce bütün basına savaş açmıştı. Yılmaz’ın basınla ilişkileri daha iyiydi, ama onun da kaygıları vardı.
Bir gün Dinç Bilgin beni çağırdı. Zafer Mutlu’nun odasında haberi verdi: “Yeni Yüzyıl’ı köy satar gibi sizinle birlikte sattık.”
Gazeteyi satın alan Korkmaz Yiğit’in adı o sıralar çok duyulur olmuştu. Müteahhitlikte başarılıydı, daha büyük projelere yönelirken Bankekspres’i satın almıştı. Ama asıl, özelleştirilen Türk Ticaret Bankası’nı satın almasıyla adı duyulmuştu.
Türk Ticaret Bankası’nın talibi çoktu ve bankanın satılış sürecinde çok fazla dedikodular çıkmıştı; sürece Başbakan’ın bizzat müdahale ettiği ve yeraltı dünyasının bilinen bir isminin de bazı iş adamlarını bankaya talip olmaktan vazgeçmeleri için tehdit ettiği konuşuluyordu.
Korkmaz Yiğit bir süre önce can çekişen Kanal 6 televizyonunu almış, canlandırmak için çalışmaya başlamıştı.
Aslında kısa bir süre önce bir dostum aramış, “Sizinkiler Korkmaz Yiğit ile fazla görüşüyor” ihbarında bulunmuştu. Sabah Gazetesi satılmayacağına göre satılacak olanın Yeni Yüzyıl olması ihtimali büyüktü.
Durumu Yeni Yüzyıl’da birlikte çalıştığımız arkadaşlara bildirdiğimde tabii ki herkes üzüldü, tanımadığımız bir kişinin patronluğunda çalışma fikrine alışmak zordu.
Korkmaz Yiğit aynı günün akşamı geldi, görüştük, nasıl devam edebileceğimizi konuştuk. Herhangi bir sorunumuz olmadı. Çalışmaya aynen devam edecektik, Sabah’a bunun için ödeme yapılacaktı, baskı ve dağıtım da yine eskisi gibi sürecekti.

Yeni Yüzyıl’dan sonra gündeme Radikal, Posta ve Milliyet geldi
Satış bedeli 70 milyon dolar olarak açıklandı, satışa Bugün Gazetesi de dahil edildi.
Korkmaz Yiğit’in medyaya yönelmesinin nedeni aslında bir süre sonra açıklık kazandı. Başbakan Mesut Yılmaz iki büyük medya kuruluşunun biraz küçülmesini istiyordu, bunun için iki banka sahibi Korkmaz Yiğit iyi bir isimdi. Yiğit’in düzgün ve büyüyen bir iş adamı olarak medyaya girmesini kimse garipsemezdi.
Yeni Yüzyıl devredildikten sonra gündeme Hürriyet grubu geldi. Önce Radikal ve Posta’dan söz edildi, ama görüşmeler esas olarak Milliyet üzerineydi. Bu satış da gerçekleşti, ama Milliyet’in çalışanları, özellikle yazarları satışa büyük tepki gösterdi. O günlerde bazılarının bir yandan gözyaşı dökerken bir yandan da gizlice Korkmaz Yiğit’le yakınlaşma çabalarını izlemek oldukça eğlenceli ve öğretici oluyordu.
Milliyet’in satışının ardından Hürriyet’in üst düzey yöneticilerinden biri, Korkmaz Yiğit’in “medya grup başkanı” görünümüyle, unvanı demiyorum “görünümü” diyorum çünkü bu unvanı isteyen çok kişi vardı ve Korkmaz Bey fazla acele etmiyordu, göreve yeni gelmiş bir idarecinin konumunu sağlamlaştırma çabası olsa gerek, anlamlı anlamsız toplantılar yapıyor beni de sık sık Milliyet binasına çağırıyordu.
O günlerde Korkmaz Yiğit, Yeni Yüzyıl’ın yazarları ve yöneticileriyle tanışmak için geniş bir akşam yemeği düzenlenmesini istedi. Çırağan’da akşam yemeği yeneceği gün Milliyet binasındaydım, ama tuhaf bir durum vardı. Bir süredir dolaşan bir dedikoduya göre Korkmaz Yiğit’in Alaattin Çakıcı ile bir telefon konuşmasının bandı Deniz Baykal’a ulaştırılmıştı.
Önemli bir özelleştirmede banka almış ve iktidara yakın görünen bir iş adamının üzerinden Mesut Yılmaz’ın yıpratılması için bu bandı kullanmak isteyenlerin olduğu da duyuluyordu.
O gün akşam saatleri yaklaşırken haber patladı. Fikri Sağlar bandı açıklamıştı. Bantta gerçekten de Yiğit, Çakıcı’yla Türkbank ihalesiyle ilgili konuşuyordu. Yiğit, kibar bir dille Çakıcı’dan bu işe karışmamasını istiyordu. Ama bant yine de bir ilişki olduğunun kanıtıydı.
Akşam saatlerinde Türkiye birbirine girdi. Çırağan’a gittik. Yaklaşık 40 kişilik bir yazar ve gazeteci grubuyla yemek yendi, konuşanlar günün olayına değinmedi.
Ama çömlek patlamıştı ve tekrar yapıştırmanın mümkün olmadığını görmek için fazla akıllı olmaya da gerek yoktu.


Gazeteyi küçülterek yaşatmaya çalışacaktım
Bundan sonra kâbus gibi günler yaşadık. Dinlenen telefonlar, silahlı mafya mensupları, polis aramaları derken ben gazeteyi yaşatmak için çırpınıyordum.
Cumhurbaşkanı Demirel ile bile görüştüm, Deniz Baykal ile de görüştüm, Başbakan Yılmaz ile de “dolaylı” olarak görüşüyordum.
Bu arada Milliyet çalışanlarının baskıları sonucunda Aydın Doğan satıştan vazgeçmişti.
Türkiye’nin en ünlü iş adamlarından biriyken herkesin saldırdığı bir duruma düşmek tabii ki Korkmaz Yiğit’e ağır gelmişti. Yeni Yüzyıl da sürekli tiraj kaybediyordu. O yüzden gazeteyi bana devretmesini önerdim. Kabul etti. Adım künyede hem gazete sahibi hem genel yayın müdürü olarak çıkmaya başladı. Patron olmam dolayısıyla da arkadaşlarla çok eğlendik ama bu da durumu kurtarmaya yetmiyordu.
Korkmaz Yiğit resmi devir işlemini yaptırmadığı için bir süre sonra yasa gereği adımı sahiplikten çıkarmak zorunda kaldım.
Yeni Yüzyıl’ı yaşatabilmek için hukuken de bana devretmesini istiyordum. Gazeteyi küçülterek yaşatmaya çalışacaktım. Kolay değildi ama denemek zorundaydım.
İki hukukçu her şeyin yasal ve Korkmaz Yiğit açısından güvenli olması için çalışıp bazı anlaşmalar hazırladılar. Benim için okul arkadaşım Cihan Yamaner çalışıyordu. Sonunda hukukçuların işi bitti ama Korkmaz Bey işi bitirmiyordu.
O günlerde televizyona çıkıp konuşmak ve kendisini bir anlamda terk etmiş olan Başbakan Yılmaz’a cevap vermek istiyordu. Bunun yanlış olacağını düşünüyor ve söylüyordum. Ama Korkmaz Bey kararını vermişti.
Nitekim bir gece Kanal 6’da bütün ülkenin izlediği bir konuşma yaptı, “Çakıcı her aradığında kimyam bozuluyordu” cümlesini o konuşmada söyledi ve “kimya bozulması” deyimi böylece hayatımıza girmiş oldu.
Konuşma sertti ve büyük ölçüde Yılmaz’ı hedef alıyordu. Birkaç gün Türkiye’nin ana gündemi bu oldu. Kısa bir süre sonra Korkmaz Yiğit’in “ihaleye fesat karıştırmak” suçundan tutuklanması çoğu kişi için sürpriz olmadı.
Tutuklandıktan bir süre sonra Yiğit’in beni görmek istediği haberi geldi, Kırklareli Cezaevi’ne gittim. Güvenliği için bir bölüm boşaltılmıştı, çalışma imkânları vardı, ama parlak ve başarılı bir iş adamıyken kendini cezaevinde bulmanın da kaldırılır bir tarafı yoktu.
Kırklareli Cezaevi’ndeki görüşmede, hapiste olduğu sürece malının başında duracağımı, tahliye edilince de işi bırakacağımı söyledim.
Korkmaz Yiğit’in tahliye olduğu gün işi bıraktım. Kerem Çalışkan gazeteyi birkaç ay daha çıkarmayı başardı, sonra kaçınılmaz son geldi.

DİĞER YENİ YAZILAR