Hükümet, Lübnan’da görev yapacak barış gücüne asker verme kararını açıkladı. Açıklamada başka ayrıntı bulunmuyor. Gidecek askerlerin sayısı ve sınıflarıyla ilgili bir bilgi verilmedi.
Buna karşılık Birleşmiş Milletler’den kaynaklanan bilgiler, Güney Lübnan’da görev yapacak barış gücünün bölgenin silahsızlandırılmasında aktif görev yapacağını gösteriyor. Bunun anlamı da barış gücünün Hizbullah ile karşı karşıya gelmesinin kaçınılmaz olduğudur.
Hizbullah sözcüğü “Allah’ın partisi” anlamına geliyor ve Hizbulah, Lübnanlı Şiilerin partisidir. Bu örgüt, İran ve Suriye’deki Şii yönetimlerden doğrudan destek görüyor.
Hizbullah ile girilecek her çatışma aynı zamanda Suriye ve İran ile karşı karşıya kalmak anlamına gelmektedir.
Bu bölgedeki ilişki ve çelişkiler son derece karmaşık bir yapı oluşturuyor.
Hangi örgütün kim tarafından kullanıldığı bilinmez, ittifaklar ve çatışan taraflar sürekli değişir. Şiddet bu yapının vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir.
Bu karmaşık yapı içinde, örneğin 2 İsrail askerinin kimler tarafından kaçırıldığı sorusu bile havada kalmaktadır. Biraz daha geriye bakıldığı zaman, Lübnan’daki suikastların hangilerinin kimin eseri olduğu sorusu da havada kalmaktadır.
Şu anda İsrail’in kendi güvenliğini uluslararası bir güce havale etme siyaseti başarıya ulaşmış görünüyor. Bu uluslararası güç eğer Hizbullah ile çatışmaya girerse İsrail daha da rahat edecektir.
AKP hükümeti adına yapılan açıklamada, Türk barış gücünün Hizbullah’ın silahsızlandırılması gibi bir görevi olmayacağı söylenmiştir. Bu, ancak iyimser bir temenni olarak kalabilir.
Barış gücüne atılacak ve kimin tarafından “ısmarlandığı” belli olmayan birkaç Katyuşa füzesi bu gücü anında Hizbullah ile çatışma konumuna sürükleyebilir.
Orta Doğu’daki karmaşık ilişkiler ağı içinde hangi tarafın, gerçek amacının ne olduğunu belirlemek her zaman zor olmuştur. Ama şu andaki pozisyonlara bakıldığında, Hizbullah’ın uluslararası güç ile çatışmasının İsrail’in lehine olacağını söylemek mümkündür.
Böyle bir karmaşanın ortasına Türk askerini göndermek, hangi gerekçeler öne sürülürse sürülsün, ağır bir karardır. En azından şu andaki savaşın tek cephesinin Güney Lübnan olmadığını iyi bilmek gerekiyor.
AKP hükümeti, Türkiye açısından son derece riskli bir karar almıştır. Bu kararın Meclis tarafından onaylanması gerekmektedir. 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi, Meclis Türkiye’nin bu yangının dışında kalmasını sağlamak göreviyle karşı karşıyadır. Ve bunu yerine getirmeli, Türkiye’nin Irak cehennemi dışında kalmasını sağladığı gibi bu yangının dışında kalmasını da sağlamalıdır.

