Mantık kayması

Haberin Devamı

Türk solu, 60’lı yıllarda ilk kez geniş kitleyle ilişki kurmayı başarırken “ulusalcılık-devletçilik” konularını da tartıştı. ‘Sol’un devletçi olamayacağını, devletçiliğin ‘sol’ olamayacağını savunanlarla diğerleri kıyasıya tartıştı.

Bu tartışmanın bir yanında oldukça “pratik” bir unsur vardı. Kendilerini ulusalcı-solcu olarak gören darbeci hareketler, sol ile yakın ilişki içindeydi ve o darbeci hareketlerin gerçekleştireceği başarılı bir darbe ‘sol’u iktidar ortağı yapabilirdi.

Bu senaryonun farklı bazı türleri başka üçüncü dünya ülkelerinde görülmüştü. Ama temelde yine “geniş halk kitlesi bizi anlamaz, biz de iktidar olmanın pratik bir yolunu bulmalıyız” mantığı vardı.

Bu senaryo hep hüsranla sonuçlandı. Ancak o arada Türk soluna bir devletçilik-ulusalcılık katmanı da sıkıca yapışmış oldu.

Tartışma sürecine uzun uzun değinmek biraz tarih sohbetine girer, ama o süreç, bugünkü mantık kaymalarının da kaynağıdır. O günlerden gelen yapışmanın bugünkü sonuçlarından biri, devletçi ve yabancı düşmanlığı anlamındaki milliyetçi görüşlere sahip olanların kendilerini solcu sanmalarıdır.

***


Biraz daha bugüne gelirsek, neredeyse her gün rastladığımız oldukça yaygın bir bakış açısına göre Ergenekon soruşturmasına karşı çıkmak “solculuk” gereğidir. Çünkü soruşturmayı sağ bir yönetim, dahası, siyasi İslam kökenli bir iktidar yürütüyor.

Bu mantık kayması, ülkede Kürt kelimesinin bile kullanılamadığı yılları dahi unutarak, hükümetin gündeme getirdiği Kürt açılımında da kendisini gösteriyor. Yapılan işi, önerilen politikayı değil, onu kimin yaptığını asıl mesele olarak görenlerin, kendilerini solcu hissetmeleri de garip olarak görülebilir.

Bu mantık kaymalarının kaynağında bir Türkiye gerçeği var. Batı’da bütün azınlık haklarını, hatta dini azınlıkların türban dahil haklarını ‘sol’ savunuyor. Batı’da Ergenekon türü örgütlenmelerin kökünü sol siyasi iktidarlar kazıdı. İspanya’da “ülkeyi bölüyorsunuz, fazla demokrasi bölünmeye yol açacak” diye tankları yürüten darbecilerin önüne solcular atladı. Bütün darbecilerin ceza alması için solcular uğraştı. Fransa’nın Cezayir kıyımlarını dünyaya solcular duyurdu. Almanya’da Nazi dönemiyle hesaplaşmanın başını solcular çekti.

Türkiye’de ise o kadar çok zaman kaybedilmiş ve sol çağdaş gelişmelere damgasını vurmakta öylesine eksik durumdadır ki, bunlar bir merkez sağ hükümete, kimilerine göre “tehlikeli” bir yönetime kalmıştır.

***


Batı’da solun gerçekleştirdiği reformların Türkiye’de bir merkez sağ yönetimine kalması gerçekten bazı kafaları fazlaca karıştırıyor, yaygın mantık kaymalarına yol açıyor.

Türkiye’de solun şu anda da siyasette bu kadar etkisiz olmasını, kendisine solcu diyenlerin en kaba devletçi ve milliyetçi görüşlerde tıkanıp kalmış olmalarını bayağı tartışmak gerekiyor.

Solun etkisiz kalışında hiç kuşkusuz devletin sola uyguladığı ağır baskıların etkisini büyüktür. Ama bugünkü durumu sadece bununla açıklayamayız.

80 yıl önce İspanya İç Savaşı’na dünyanın dört bir yanından gidip katılanlar oldu, İspanya laik cumhuriyetini ve sol iktidarı savunmak için savaştılar. 60 yıl önce hemen yanı başımızdaki Yunanistan’da bir iç savaş yaşandı ve bu savaşa Türkiye’den bir tek kişi, evet tek bir kişi katıldı. Bu “tarihi anekdot” bile kendi başına birçok şeyi açıklıyor.

DİĞER YENİ YAZILAR