Magazinin en kanlısı

Haberin Devamı

İlgimin ve bilgimin çok dışındaki bir konu, dün ülke gündeminin ana konusuydu. Maktulü de -katili değil- katil zanlısı da 18 yaşından küçük vahşi bir cinayetin bütün ayrıntılarını öğrendik.

Cinayet gerçekten çok vahşice işlenmiş, ancak olayın medyada ele alınış tarzına bakılınca, orada da kendi çapında vahşet unsurları bulunduğunu görüyoruz...

Olayın en başına döndüğümüzde bir “ahlak” meselesi ile karşılaşıyoruz ve o meseleyi eski emniyet müdürü “kızlarına sahip olsalardı” gibi bir ifadeyle ortaya koydu. Kızını boş bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya gider deyimine “ya da katile varır” şeklinde bir katkıda da bulunabilirdi, sözün baş kısmını seven bazı kişiler.

Cinayetin toplumsal boyutunun ilk unsurları bu noktada ortaya çıktı. Hatta Başbakanımız birkaç kez, konuyla doğrudan bağlantı kurmadan gençlerin “ahlak” sorunlarına değindi.

***


Cinayet sonrası yaşananlara bakıldığındaysa bir başka boyut, “sınıf farkı” boyutu ortaya çıkıyor.

Katil zanlısının ailesi “büyük sermayedar” diye nitelenebilecek bir ailedir, ama maktulün ailesi mütevazı bir ailedir, hatta dün ekranlara çıkan annenin başı sıkı sıkıya örtülüdür.

Sınıf farkı, katil zanlısının zenginliğiyle bu işten paçayı sıyırıp sıyıramayacağı iddialarını, hatta bazı senaryoları da ortaya çıkardı. Buradan da şunu anlayabiliriz ki, toplumumuzda bu şekilde beklentiler bulunuyor. Parayı verirsin; kime verirsen verirsin, çocuğunu kurtarabilirsin, diye düşünen çok fazla kişi olduğu anlaşıldı.

***


Cinayetin ortaya çıkmasının ve zanlının kaçmasının ardından ortaya bir de “hukuki” boyut çıktı. Henüz dava görülmeden, maktul ve katil zanlısı 18 yaşından küçük oldukları halde haklarında her şey yazıldı, kişilik yorumları yapıldı. Yasaların bunu suç saydığını düşünen olmadı. Böylece de “hukukun üstünlüğü” nün halen ülkemizde her durumda geçerli olmadığını hatırlamış olduk.

Ayrıca katil zanlısının ailesine gözaltılar, tutuklamalar uygulandı. Oysa bunun için aile bireylerinin cinayete “suç ortaklığı” yapmış olduklarına ilişkin sağlam kanıtların bulunması gerekir; çünkü suçlama ne olursa olsun, birince derecede akrabalara “yataklık ve yardım” suçlaması yapılamaz. Bu uygulama askeri dönemlerde çok yaygındı, aranan siyasi kişinin eşi, anası babası hatta çocuğu gözaltına alınır, böylece teslim olması sağlanırdı.

Derken, maktul ve katil zanlısının aileleri arasında, büyük şehirlerde artık kalmadığını sandığımız bir “kan parası” pazarlığının da gerçekleştiği ortaya çıktı. Meğer töreler, feodal ahlak anlayışı çok yakınımızda yaşıyormuş...

Olayın medyatik kısmıyla ilgili gerçekler de dün saatlerce canlı olarak yaşandı. Bütün televizyon kanalları olaya kilitlendi, haberlerin içinde, birkaç kanal hariç, katil zanlısı hep katil olarak nitelendi. Basit bir hukuki ilkeye kimse özen göstermeyi düşünmedi.

***


Medyatik boyutun bir yanı da “gazetecilik nedir” sorusuyla ilgili. Herkes bu olayın peşindeyken ABD Başkanı Obama çıktı ve “füze kalkanı” projesini durdurduğunu açıkladı.

Obama’nın açıkladığı, ABD-Rusya ilişkileri, bu ilişkilerin İran boyutu dolayısıyla olağanüstü önemli bir gelişmedir. Üstelik bizi de çok yakından ilgilendiriyor çünkü batımızda kurulacak bir “füze kalkanı” Türkiye’nin güvenliğini sağlamayacağı için yeni füze alımları gündeme gelmişti. Fakat bu önemli haberi birkaç kanal, “C. G. haberlerine” küçük bir virgül koyarak, kısaca duyurdu. Obama’nın açıklamasını tahlil etmeye herhangi bir kanalın vakti kalmadı.

Korkunç bir cinayeti, kanlı bir magazin olayının ötesinde yorumlayacak, bunun toplumsal ve psikolojik; hukuki ve medyatik yanlarını doğru dürüst tahlil edecek birileri çıkarsa minnettar olacağız.

DİĞER YENİ YAZILAR