Gazeteci Faruk Bildirici "Maskeli Leydi" kitabı ile Tansu Çiller'i çocukluğundan alarak en yüksek makamlara tırmanışına kadar anlatmıştı.
Bu kitabın sonunda çıkan "tip", Fransızcadan aktarılmış bir deyime tümüyle uymaktadır. Bu deyim "arivist"tir; amacına ulaşmak için her yolu, her yöntemi mubah olarak gören anlamındadır.
İtalyan düşünür Makyavel'den türetilmiş olan "Makyavelist" ariviste göre daha "yukarıda" dır, daha fazla kalite gerektirir. Oysa "arivist" her durumda sadece ve sadece kendi çıkarını düşünür, tavır değiştirmekten, yalan söylemekten, insanlara ayıp etmekten asla çekinmez. Yeter ki kendi çıkarını korusun, yeter ki herhangi bir kötü duruma düşmesin, eğer kötü duruma düşerse de kendini kurtarabilsin.
Kavgayla geçen on yıl
Faruk Bildirici'nin 'Maskeli Leydi"si, tümüyle "arivist" bir Tansu Çiller portresi çiziyordu.
"Hanedanın Son Prensi" ise aynı araştırma yöntemiyle Mesut Yılmaz'ı anlatıyor. Yılmaz'in ailesi, yetişmesi, okuduğu okullar anlatıldığı zaman ortaya Çiller'den daha farklı bir "tip" çıkıyor.
Siyaset bölümünde ise bir anlamda "ikiz kardeşler" ile karşı karşıyayız. İki kitabı arka arkaya okumak, birini okurken diğerine göz atmak, biri olmadan diğeri olamayacak bir ikiliyi ortaya çıkarıyor. Son on yılın siyasi gelişmeleri düşünüldüğü zaman, bu on yılı bir cümleyle özetlemek gerekirse geride şu tanım kalıyor:
Mesut Yılmaz ile Tansu Çiller'in kıyasıya kavgayla geçirdikleri zaman.
Son prens değil...
Mesut Yılmaz, 1983 yılında ANAP'ın kurulmasıyla başladığı siyaset macerasına en yukardan katıldı. Faruk Bildirici'nin kitabı okunduğu zaman geçirdiği tereddütler, yaşadığı sallantılar, kararsızlıklar, çelişkiler çok açık görülebiliyor.
Ama siyasi hayatının sonuna gelirken bütün bu deneyimlerin ardından farklı bir Mesut Yılmaz kalmıştır. "Hanedanın Son Prensi" değildir. Belki gecikmelerinin, gücünü yanlış kullanmanın, belki de kolay taviz vermeyen yapısının sonucu olarak siyasi hayatını büyük bir yenilgiyle kapatmıştır.
Ama son on yılın "ikizleri" nin yaşadıkları "final" de vardıkları noktaların farkını göstermektedir. Çiller, son anda bile siyasetten ayrılmamanın, koltuğunu korumanın yollarını araştırmış, Mesut Yılmaz ise sessiz sedasız, gürültüsüz patırtısız gitmiştir.
Ya medya?..
Faruk Bildirici'nin iki kitabını okumak, ve bu iki kitabı birlikte okumak, son on yılı anlamak ve 2002 seçimlerine kadar gelişin koşullarını kavramak için gereklidir.
Ancak her iki kitapta da "medya" boyutu bir ölçüde kişilerin arka planında kalmıştır. 1992-2002 arasında hem Tansu Çiller anlatıldığında hem Mesut Yılmaz anlatıldığında Türk medya tarihinin on yılının da anlatılması gerekir. Çünkü her ikisi de "medya" ile birlikte varoldular, "medya" savaşlarının göbeğinde yer aldılar, "medya" desteğini kaybettikleri anlarda hata üstüne hata yaptılar.
Mesut Yılmaz'in, hikâyesinin bütününe bakıldığı zaman, bir Tansu Çiller olmadığı açıktır. Eğer "hangisi siyasette kalmalıydı" gibi bir soru sorarsanız, Yılmaz'in denmesi gerektiği de çok açıktır.
Faruk Bildirici'nin iki kitabı son on yılın, iki belirleyici kişisi açılarından mükemmele yakın bir bilgi kaynağıdır.
Leydi ve Son Prens
Gazeteci Faruk Bildirici "Maskeli Leydi" kitabı ile Tansu Çiller'i çocukluğundan alarak en yüksek makamlara tırmanışına kadar anlatmıştı.
Haberin Devamı

