Birinci Körfez Savaşı'ndan bu yana Türkiye'nin bölgedeki gelişmelere bakışında en önemli unsur Kuzey Irak'ın geleceği oldu. Kuzey Irak'ta uzun yıllar boyunca Barzani aşireti etkin olmuş, Bağdat ile, ilişkilerin seyrine göre zaman zaman çatışılmış, zaman zaman da barışılmıştır. Baba Barzani en önemli desteği Sovyetler Birliği'nden sağlamış, Irak merkezi yönetimi bastırdığı zaman kendine Sovyetler'de sığınak bulmuştu. 1969 anayasası ile Kuzey Irak Kürtlerine belli özerklikler sağlayan Bağdat yönetiminin Kürt politikası, aynı şekilde iniş çıkışlar yaşamıştır. 70'li yıllarda Talabani de kendisini destekleyen aşiretlerle bölgede ağırlığını koymuş, bu güçler zaman zaman çatışmış, zaman zaman sulh olmuştur. Ancak Kuzey Irak'ın geleceği konusunda tek bir politikayı bunlar da oluşturamamıştır.
Aşiretler toparlanırken
80'li yıllarda Türkiye'de ayrılıkçı-milliyetci Kürt hareketinin tırmanması Kuzey Irak'taki Kürtleri pek memnun etmemiştir. Ancak PKK Kuzey Irak'ta bazen çatışarak bazen uzlaşarak belli destekler sağlamış ve bu bölgede terörist eylemlere dayanak olacak üsler oluşturmuştur. Körfez Savaşı'nın ardından 36'ncı paralelin kuzeyi, yani Kürt bölgesi Irak'a kapatılınca Barzani ve Talabani kendi yönetimlerini daha rahat örgütleme imkânı bulmuştur. PKK eylemlerinin yükseldiği bu dönemde Kuzey Iraklı liderler Ankara hükümetleri ile daha uyumlu ilişkiler kurmayı tercih etmişlerdir.
Türkiye'nin Kuzey Irak kaygıları da, Barzani ve Talabani ile kurulan yakın bağlara rağmen giderek artmıştır. Bu kaygının kaynağı özetle, eğer Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt devleti kurulursa bunun Türkiye'deki Kürt vatandaşlarının da yeni siyasi talepleri için uygun ortam olacağı yönündedir. Birçok Kürt aşiretinin bir bölümü Türkiye'de, bir bölümü Kuzey Irak'ta bulunmaktadır. Bu, bazı dönemlerde olumlu bir yakınlık olarak görülürken, gerilim ortamlarında bir kaygı konusu olmaktadır. Kuzey Irak'ta kurulacak bir Kürt devletinin, Kürt kökenli Türk vatandaşları için duygusal bir "çekim alanı" olması doğaldır. Bu manevi "çekim" in Türkiye'de siyasi başka taleplere kaynak olması ise başka bir konudur. Bu siyasi taleplerin ortaya çıkmasını ya da "duygusal" bağlılıkların ötesine geçmesini engelleyecek olan, Türkiye'nin koşullarıdır.
"Güven" nasıl yara aldı
Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'dan büyük bir mozaik devraldı. Bu mozaik büyük imkânlar sağlayabilirdi, ama genel koşullar başka yönelimlere neden oldu. Kürtler açısından ise Türkiye'nin büyük güven kaybı, Cumhuriyet henüz 3 yaşındayken ve İngiltere ile Musul-Kerkük gerilimi yaşanırken patlayan Şeyh Sait isyanıdır. Birinci Meclis'te 70'i aşkın milletvekili "Kürdistan mebusu" olarak adlandırılırken genç Cumhuriyet, kendi içinden İngiltere destekli bir ihanete uğramayı içine sindiremedi. Bugün yeni bir dünya kuruluyor. Bu dünyada Kürtlerin de bütün diğer insanlar kadar hakları vardır. Ama onların da geçmişe döndükleri zaman, önceki kuşakların yaptığı hataları görmek ve bunları açıkça itiraf etmek mecburiyetleri vardır.
Kuzey Irak kuşkuları
Birinci Körfez Savaşı'ndan bu yana Türkiye'nin bölgedeki gelişmelere bakışında en önemli unsur Kuzey Irak'ın geleceği oldu. Kuzey Irak'ta uzun yıllar boyunca Barzani aşireti etkin olmuş, Bağdat ile, ilişkilerin seyrine göre zaman zaman çatışılmış, zaman zaman da barışılmıştır.
Haberin Devamı

