Başbakan’ın bazı tepkilerini mantıkla ya da siyaset mantığıyla açıklamak giderek zorlaşıyor. Son günlerdeki birkaç olaya bakınca, tepkilerin daha çok “psikolojik” düzeyde açıklanabileceği ortaya çıkıyor.
Erdoğan’ın üç konudaki tepkileri aslında birbirinden farklı değil, hepsi de “küsme” kelimesiyle açıklanabilecek bir ruh halinin sonuçları gibi duruyor.
n Önce Diyarbakır’a gitti. DTP örgütlerinin PKK gölgesiyle düzenledikleri gösteriler nedeniyle şehre zar zor girdi, programı kısa kesmek zorunda kaldı. Oysa beklentisi, şehirleri kötü yöneten DTP’lilerden Kürt kökenli vatandaşların yüz çevirmesi ve kendisini bağırlarına basmalarıydı.
Böyle olmayınca da Kürtlere küstü ve “ya sev ya terk et”in biraz daha kibarcasını söyledi. Madem ki onu iyi karşılamadılar, o zaman “yıkılsınlar gözünün önünden!”
* Fehmi Koru, özellikle Kürt sorunuyla ilgili olarak Erdoğan’ın çizgisini yorumlarken “Obama gibi geldi Bush oldu” mealinde bir şeyler söyledi. Ve Başbakan ona da küstü. “Yazıklar olsun” ve “sevsinler seni” ifadeleri tipik birer kişisel duygu ifadesidir ve bu duygunun adı da “küsme”dir.
“Yazıklar olsun” da bir de “sen de mi Brütüs” vurgusu vardır ki bu da “küsme” duygusunun seviyesini işaret eder.
* Başbakanlık’ta görev yapan gazete ve televizyon muhabirlerinden 7’sinin Başbakanlık’ta görev yapmasının artık istenmemesi de bir “küsme” durumunu gösteriyor. Bu muhabirler arasında yıllardır, Refah, Saadet partilerini izlemiş tecrübeli gazeteciler de vardır. Ama Başbakan onlara da yaptıkları bazı haberler dolayısıyla “küsmüş.” Nasıl Kürtlere “Yıkılın karşımdan” demeye getirdiyse, Fehmi Koru’ya “yazıklar olsun” dediyse bu gazeteciler için de “kaldırın şunları gözümün önünden” demiş oluyor.
* Bu açıdan bakıldığında Başbakan’ın ekonomik krizle ilgili olarak iş dünyasının örgütlerine karşı tepkileri de “küsme” halini gösteriyor. “Bütün iş adamlarının iki yıllık zulası var” sözü de yine bu açıdan “nankörler ben sizin yolunuzu o kadar açtım siz beni eleştiriyorsunuz” şeklindeki ruh halini işaret ediyor.
Sorunlara kişisel olarak yaklaşan ve insanlara küsen bir başbakan olur mu? Olur, bizde olur.
Medyanın kendini koruması
Başbakanlığın 7 gazeteciyi “istemiyoruz” demesi üzerine dünyanın bütün özgür ülkelerinde basın kuruluşları bir araya gelir ve hepsi birden başbakanlığa başka isim vermeyi reddeder. Başbakan’ın çalışmaları tabii ki haber olmaya devam eder, bunun için haber ajanslarından yararlanılır. Yapılması gereken budur, medyanın kendisini siyasi baskıya karşı korumasıdır. Duyduğumuz kadarıyla muhabirleri istenmeyen bazı yayın organları Başbakanlığa yeni isim bildirmiş. Bu yayın organları da meselenin önemini bir kez daha düşünüp yeni isim vermekten vazgeçerlerse medyanın siyasilerin oyuncağı olmadığını ve olmayacağını göstermiş olurlar.
Kimileri “üstüne alınmaz” ve yeni isim verir, kimileri ise yeni isim vermeyi redderse bu, ciddi bir ayrılık ve kendi mesleğine bakışta farklılık görüntüsü oluşturacaktır.
Umut ederiz ki bu 7 gazetecinin çalıştığı bütün yayın organları aynı tepkiyi gösterir.

