Kusursuz saray

Harun El Reşid, iktidarının en parlak, en güçlü olduğu, en görkemli günlerini yaşıyordu. Düşmanlarını yenmiş, halkını rahat ettiren bir düzen kurmuştu

Haberin Devamı

Harun El Reşid, iktidarının en parlak, en güçlü olduğu, en görkemli günlerini yaşıyordu. Düşmanlarını yenmiş, halkını rahat ettiren bir düzen kurmuştu.

Başarısının tabii ki kendisi de farkındaydı. Bunu herkesin görmesini sağlamak istiyordu.

Günün birinde ülkenin en iyi mimarlarını, mühendislerini, sanatçılarını çağırdı. Onlardan isteği, kendisine "mükemmel" bir saray inşa etmeleriydi.

Zamanla bağlı değillerdi, yeter ki "mükemmel sarayı" hayal etsinler ve yapsınlar...

Mimarlar, mühendisler, sanatçılar, ustalar yıllarca çalıştılar ve ortaya olağanüstü bir saray çıktı.

Harun El Reşid sarayını günlerce, haftalarca dolaştı. En uç köşeleri inceledi, en akla gelmeyecek detaylara baktı, hiçbir kusur bulamadı.

Sonra ülkesindeki bütün güvendiği kişileri davet etti. Onlar da gezip incelediler, sarayın bir kusurunu bulamadılar.

Sonra komşu ülkelerden belli başlı kişileri davet etti. Onlar da gezdiler, incelediler ve herhangi bir kusur bulamadılar.

Ancak Harun El Reşid'in içi hâlâ rahat etmiş değildi. Aklına derviş olarak yaşayan kardeşi geldi. Bu bilge kardeş hiçbir sözünü sakınmaz, doğru bildiğini olduğu gibi insanların yüzüne söylerdi.

Onu yaşadığı köyde buldurdu, getirtti. Hemen yeni sarayına götürdü ve derdini anlattı.

Derviş kardeş saraya şöyle bir göz attı. Hatır için yaptığı belli olacak şekilde sağa sola baktı. Sonra fikrini söyledi:

"Bu sarayın iki büyük kusuru var..."

Harun El Reşid, aslında sarayın mükemmelliğini bu derviş kardeşin de onaylamasını beklediği için şaşırdı ve bozuldu.

"Neymiş bu iki kusur?" diye sordu.

Derviş kardeş söyledi:

"Birinci kusur şu:

Bunu yaptıran ve içinde yaşayacak olan kişi de bir gün toprak olacaktır...

İkinci kusuru da şu:

Bu mükemmel saray da bir gün virane olacaktır..."

Derviş kardeş başka bir şey söylemedi, Harun El Reşid'i öylece bırakarak saraydan çıktı.

DİĞER YENİ YAZILAR