Küsmekle bitmeyecek

Haberin Devamı

Evet, İsveç’e de küstük, Amerika’ya zaten küsmüştük, Fransa ve İsviçre’ye de küsüz, yakında İngiltere’ye de küseceğiz. Gerçi Fransa ve İsviçre’deki büyükelçilerimiz görevlerinin başında.

Ermeni tehciri dolayısıyla canımızı sıkan diğer 18 ülkedeki büyükelçilerimiz de görevlerinin başında. Herhalde Washington Büyükelçimiz de yakında görevinin başına dönecektir.

Bu işin yükünü, ağırlığını “ küsmek”le ve “onur, gurur” gibi büyük laflarla üzerimizden atamayacağımızı görmemekte ısrar ediyoruz.

***


Yaklaşık 50 yıl önce çok sayıda Ermeni arkadaşım vardı, bulunduğum semtte Müslüman olmayan azınlık aileler yaşıyor ve gittiğim okulda da birçoğu arkadaşım olan bu ailelerin çocukları okuyordu.

O arkadaşlarımla birlikte gezdik, birlikte eğlendik, spor yaptık, hatta siyaset tartıştık. Ama hiçbirinin ağzından 1915 olayıyla ilgili tek bir kelime duymadım.

1968 gençliği, bütün Batı dünyasında olduğu gibi, bizde de dünyanın hali ve gidişatı hakkında ağır sorular sorarak büyüdü. Yetişkinlik için hangi yolun başında olursa olsun, bu kuşak bütün dünyada siyasileşti. Her konuda siyasi sorular sormamız gerektiğini anladık, bu arada ülkemizin bir kesiminde Kürtçe konuşulduğunu da öğrendik, ama “Ermeni” kelimesi çevresinde hiçbir şey öğrenmedik.

“Taşnak ihaneti” tarih dersi kitaplarında anlaşılmaz, zaten anlaşılması da istenmemiş cümlelerin (çünkü biraz bir şey anlayanın soru sorması ihtimali de belirir) arasına sıkışmış bir kavram olarak karşımıza çıktı.

1970’lerin başında ilk ASALA eylemleriyle biz de 1915’te “bir şeyler” olduğunu öğrendik. Soru sorduğumuzda bize, “Ermenilerin iddia ettiği gibi 1.5 milyon kişinin ölmediği, ancak 600-700 bin kişinin öldüğü” anlatıldı.

Sonra yine kan döküldü. ASALA teröristleri diplomatlarımızın kanını dökmeye devam etti. Yaptıkları suikastlar bu konuda soru sormamızı istemeyenlerin çok işine yaradı.

***


Tekrar belirtelim; şu anda dünyada, tarihçiler de dâhil konuyla ilgili bütün çevrelerde 1915’teki Ermeni tehcirinin, adına ister soykırım deyin ister demeyin büyük bir insanlık suçu olduğu kanaati egemendir. ABD Kongresi’nin Dış İlişkiler Komisyonu’nda veya İsveç parlamentosunda bu tartışılmıyor, böyle kararların bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni rahatsız etmesi tartışılıyor.

Biz, yanlış bir alanda savunmada kalmaya devam ederek kendimizi “küsme” tepkisinin içine sıkıştırdık. Evet, küsüyoruz ama bize Hrant Dink cinayeti, Malatya katliamı, Trabzon’da rahip cinayeti, darbe planlarındaki Müslüman olmayan azınlıklara yönelik şiddet eylemi önerileri sorulduğunda da cevap veremiyoruz.

Cevap veremediğimiz için “onur, gurur” deyip küsüyoruz. Küsmekle bu meselenin ağırlığını üzerimizden atmak şöyle dursun; tam tersine, üstlendiğimizin hâlâ farkında değiliz.

İttihat ve Terakki’nin, imparatorluğun ellerinde dağıldığını gördüklerinde içine düştükleri yanlışların, işledikleri suçların sorumlusu biz değiliz. Önce buradan başlamamız ve ortada neden bir suç ne olduğunu öğrenmemiz gerekiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR