Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmasıyla ilgili farklı beklentiler vardı. Sonuçta mantıklı, bir açıdan kuvvetli “sol“ bir konuşma çıktı. Ancak konuşmada, bugüne kadar bölgeden yükselmeye devam etmiş taleplerin içerisinden bir tek vaat yer aldı: 2011 seçiminden sonra geniş tabanlı yeni bir anayasa. Erdoğan, referandumda evet çıkmasının yeni anayasanın temellerini atacağını, bu değişikliklerle “kapının açıldığını“ söyledi.
Referandumda oylanacak paketi bu açıdan, “kapının açılması” bağlamında ele almak ve sunmak, tartışmaların başından beri “yetmez ama evet“ diyenlerin mantığının da Erdoğan tarafından tekrarı anlamına geliyor.
Anayasa değişikliğine evet çıkması durumunda Türkiye’de ileri demokrasiye geçilmeyecek, hayır çıkması durumunda da faşizmin karanlığına dönülmeyecek, sadece bazı demokratik adımlarla ilgili zaman kaybedilmiş olacak.
Başbakan’ın konuşmasının önemli bölümünde, Güneydoğu ile ilgili geleneksel, çok alışılmış, ama dile getirilmesi için bile uzun mücadeleler verilmiş bir “sol söylem“ yer aldı. Konuşma Ahmed Arif ile başladı, Musa Anter (Ape Musa: Musa amca), Şivan Perver, Ahmet Kaya ile devam etti. Başbakan buradan biraz daha gerilere, Selahaddin-i Eyyubi‘ye kadar gitti, Kudüs savunmasıyla ilk dini temayı da konuşmaya katmış oldu.
12 Eylül askeri rejiminde Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde yaşananları orada hatırlatmasının da kuşkusuz etkisi olacaktır.
Referandum kampanyasının önemli aşamalarından biri Diyarbakır oldu. Çünkü bu şehre MHP giremiyor, CHP burada miting yapamıyor; BDP dışında sadece AKP lideri miting yapabildi, hem de ciddi bir kalabalık topladı. Bu kalabalık, BDP’nin boykot kararının sınırlı kalacağının işareti olarak da görülebilir.
Başbakan, boykot kararının yanlışlığını söylerken BDP’ye “sert vurmadı“, PKK’dan terör örgütü diye söz etti, taş atan çocukları anarken “çocuklarımız” dedi. Bu arada doğrudan “Kürt” kelimesini kullanmadı, iki kez “Kürtçe” kelimesini kullandı. Bu “incelikler” kuşkusuz MHP ve CHP’ye, “Batı’da kullanabilecekleri kozlar vermemek” amacına uygun olarak düzenlenmişti. “Ankara’da başka Diyarbakır’da başka konuştu” diyecek olanların bayağı uğraşması gerekecek.
Diyarbakır konuşmasının en açık siyasi mesajı olan “geniş tabanlı anayasa“ vaadini tutmasını, Başbakan’dan sadece Kürtler değil, ister evet ister hayır desin, bütün vatandaşlar bekleyecektir. “Geniş tabanlı“ nitelemesi ise başlı başına bir vaattir.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da partisinin yapacağı yeni anayasa çalışmasıyla ilgili ayrıntılı açıklamalarda bulunduğuna göre, bu referandum dalgasının ardından seçim kampanyası süresince daha sağlıklı bir anayasa tartışması ve hazırlığı umudunu iki lider de vaat etmiş oldu.
Bir düzeltme, bir açıklama
Önceki gün (2 Eylül 2010 Perşembe) yayınlanan yazının bir yerinde “hayır“ yerine “evet“ yazmışız, ancak yazının gelişinden bunun bir dil sürçmesi olduğu anlaşılabiliyor.
Okurlarımızın uyarıları üzerine açıklama gereğini gördüğümüz nokta ise, yazının iki liderin bir televizyon kanalında tartışması gerektiğine değinilen bölümüyle ilgili. İki liderin de “anayasa değişikliği üzerine“ TV’de tartışmaya niyetli görünmediğini söylemiştik. Bazı okurlarımız CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun bu konuda çağrısı olduğunu hatırlatıyor. Ancak Kılıçdaroğlu’nun çağrısının salt anayasa değişiklikleriyle değil geniş kapsamlı bir tartışmayla ilgili olduğu biliniyor. Erdoğan da çağrıyı redderken buna dayanmıştır, ama kendisi de “gel sadece anayasa tartışalım“ dememiştir.
İki liderin kampanyadaki gerilimi tırmandıran tavırlarını anlatırken bunu belirtmeye çalışmıştık. Anlaşılan iyi anlatamamışız, bunun için özür dileriz ve umarız ne demek istediğimiz bu kez anlaşılmıştır.

