Haberin Devamı
Türkiye’nin Kürtleri, içinde gerçekçi ve demokratik öneriler kadar, şu anda hayalci görünecek isteklerin de yer aldığı bir siyasi programı ortaya çıkarmaya başladılar.
Demokratik Toplum Kongresi‘nin bütün Kürtleri temsil niteliği ne kadar tartışılırsa tartışılsın, ortaya çıkan modelin soruna Kürt bakış açısını temsil ettiğini kabul etmek gerekiyor.
Bazılarının sandığı gibi olay “bir kısım bölücünün Türkiye Kürtlerini istismarı” değildir. Bunca tecrübeden sonra hâlâ kendini ve toplumu kandırmaya uğraşmak ancak yine zamana, en kötüsü de cana ve mala mal olur.
Birkaç aşamada ortaya çıkan “demokratik özerklik modeli” bundan sonra Türkiye’nin Kürt meselesinin ana tartışma platformu olacaktır.
Modelde “bölünme” yok. Ama bu modeli, “bölünmeye giden yolda bir basamak” diye görerek olduğu gibi geriye itmenin de bir faydası olmayacaktır.
Resmi Kürt politikasının sürekli olarak gerçekleri inkâr etme üzerine kurulmuş olması dolayısıyla, “demokratik özerklik” kavram olarak bile “irkiltici” gelebilir. Seksen beş yıllık bir şartlanma ve bilgi yokluğunun üzerine, sürekli beslenmiş korkuların üzerine, eksik demokrasi eğitimiyle birlikte “yeni duruma uyum”da güçlükler bulunması kaçınılmazdır.
Yine de Türk toplumunun, hem terörün verdiği acılara rağmen katettiği aşamanın ve “demokratik tercih” konusundaki gelişmesinin anlamını kavramak hem de iniş çıkışları anlayışla karşılamak gerekiyor.
Demokratik özerklik modeli tartışıldıkça içeriği de gerçekçi olarak ortaya çıkacaktır. Şu anda önemli olan modeli sağduyulu bir şekilde tartışmaktır. Polisi, savcıyı göreve çağırmadan tartıştığımız takdirde modelin içeriğini de yine demokratik bir şekilde belirlemek mümkün olacaktır.
Şu anda “öz savunma gücü”, “bayrak, flama” gibi konu başlıklarına takılarak tartışmayı tıkamanın bir anlamı yoktur. Buna karşılık gerçek hayatta varolan “iki dillilik” ile resmi dil zorunluluğunun ilişkisini, dengesini belirlemek çok kolaydır. Çünkü zaten hayat bu dengenin ana unsurlarını belirlemiştir. Bu süreci anlamsız zorlamalarla zedelemekten kaçınmak da “demokratik çözüm” tercihinde bulunmuş herkesin sorumluluğudur.
Kürtler çalışıyor ve üzerinde tartışılabilecek bir modeli oluşturma yolunda ilerliyor. Ancak merkezi siyasi iradeyi oluşturan güçler aynı çalışmada geri kalıyor ya da bilerek geri duruyorlar. Sorunu tekrar ele almak için seçim sonrasını bekleseler de en azından polise savcıya çağrıda bulunmak yerine Kürtlerin ne söylediğini anlamaya çalışsınlar.

