Demokratik Toplum Kongresi, “yetkili” bir “Kürt Meclisi” teleplerini giderek daha açık hale getiriyor.
Bu meclisin, şu andaki yasal Kürt partisi BDP’nin yanı sıra, bu parti dışında bulunan Kürt siyasetçilerin, aydınların katılımıyla daha geniş bir temsil niteliği kazanmasına çalışılıyor. “Temsil”in bir Kürt Ulusal Konferansı toplanmasıyla daha da genişletilmeye çalışılacağı anlaşılıyor.
Şu anda ortaya konulan taleplerin arasında hemen gerçekleşebilecek olanlar vardır, önümüzdeki on yılın ciddi tartışma konuları arasında yer alacak olanlar da vardır.
Anayasa referandumu dolayısıyla BDP ve çevresindeki siyasilerin “boykot” tavrında ısrarcı olmaları, “yeni anayasa” meselesini bugünden gündeme sokma çabasının ürünüdür. Talep, bu referandum sonrası “hemen” yeni bir anayasa için çalışmaların başlayacağı “sözünü” almaktır.
Doğrusu AKP hükümetinin de başka bir hükümetin de bugünden böyle bir vaat içine girmesi çok zordur. Çünkü bu talebin içinde “Kürtlerin” ve “demokratik özerklik” kavramının yer alması isteniyor.
Türk toplumunun, tümüyle yeni bir anayasa ve içeriğini tartışması için bu referandumun sonucuyla birlikte Temmuz 2011 seçimlerine kadar geçecek tartışmaların ve bu seçimin sonucunun ortaya çıkması gerekiyor.
Böyle bir konuyu konuşabilmek için de Türk toplumu yeterince hazırlıklı değil. Değil, çünkü hâlâ ortada kan var. Eğer referandum sonrasında da, temmuz seçimine kadar olan dönemde kan dökülmeye devam ederse böyle bir tartışmayı isteyenler asla uygun bir ortam bulamazlar.
Bunun yanında KCK operasyonu adı verilen tutuklamaların yarattığı rahatsızlık ve güvensizlik çok açıktır ve bu durumun düzeltilmesi için Kürt meclisiden talep gelmesine bile gerek yoktur. Düzeltmek isteniyorsa, siyasi iradenin “anlaşma yapıldı” çığırtkanlıklarına kulak tıkaması zor değildir. Çünkü toplumun geniş kesimi, bu ateşkes döneminde “ilerleme” sağlanmasını bekliyor.
Yüzde 10 seçim barajının yüzde 5’e indirilmesi sadece Kürt partilerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsili bakımından değil, temel bir demokratik gereklilik olarak yerine getirilmek zorundadır. Bu konuda da Türk kamuoyundan destek almak siyasi irade için zor olmayacaktır.
Kürt meclisiyle birlikte daha geniş tabanlı bir Kürt siyasi hareketinin ortaya çıkması, bazılarının siyaseti kötü bir şey sanması dolayısıyla olumsuz gibi sunulacaktır. Ama demokrasiyi bütün Türk toplumu öğrenirken, Kürt siyasetçiler de öğrenecek.
Şu anda her yayınladıkları bildiride, defalarca “demokrasi” kelimesi geçmesine rağmen Kürt siyasetinde de demokrasi, en fazla ihtiyaç olan temel unsur olarak eksikliğini gösteriyor.

