Piyasa haberleri verenler bile sözlerine başlarken "30 Nisandaki kritik MGK toplantısı öncesinde" diye başlıyorlar. "Kritik" kelimesi herhangi bir bakanlar kurulu toplantısı öncesinde kullanılmıyor, buna karşılık birçok Milli Güvenlik Kurulu toplantısı günlerce öncesinden "kritik" sıfatını kazanıyor. Milli Güvenlik Kurulu, Anayasa'ya göre "hükümete tavsiyede bulunur". Tavsiye kelimesinin anlamı da bellidir, yani hükümet isterse bu tavsiyeye uyar, istemezse uymaz. MGK'nın sivil üyelerinin sayısı son değişiklikle asker üyelerden bir fazla olmuştur. Sonuçta ortada biraz absürd bir durum var. Çoğunluğunu sivil hükümet üyelerinin oluşturduğu bir kurul hükümete tavsiyede bulunmakta ve hükümet bu tavsiyeye uymaktadır. MGK'nın sivil üyeleri de Başbakan ve temel bakanlıklardan oluştuğuna göre hükümet kendi kendine tavsiyede bulunmaktadır.
MGK ve üç gerçek
Bu "absürd" durum kağıt üzerinde ve gerçek olmayan bir formülden ibarettir.
* Birinci gerçek şudur: Milli Güvenlik Kurulu, asker Genel Sekreteri'nin başında olduğu bir yapılanmayla hükümete paralel bir organizasyon oluşturuyor.
* İkinci gerçek şudur: Sivil üyelerin sayısı bir fazla olmasına rağmen MGK kararları asker üyelerinin yönlendirmesiyle belirleniyor.
* Üçüncü gerçek şudur: MGK Genel Sekreterliği'nin çevresinde yapılandığı "milli güvenlik siyaset belgesi" de bir tür paralel anayasa gibi kullanılıyor.
Bu "gerçekler"in gerekçesi, "sık sık değişen hükümetlerin Türkiye'yi yönetmekte başarısız kalmaları" dır. Bu da askeri kesim'in Milli Güvenlik Kurulu'nun ağırlığını açıklamakta kullandığı formül. Bu formülün anlamı "sivil siyasilerin becereksizliği"ne ilişkin peşin bir yargının "askeri kesim"de kökleşmiş olmasıdır. Sivil iktidarlar sürekli olarak siyasi boşluk yaratmakta, temel meselelerde cesur ve hızlı adımlarla ilerleme sağlayamamaktadır. Sonuç bu boşluğun Milli Güvenlik Kurulu tarafından doldurulmasıdır.
Başka gerçekler de var
Sivil siyasiler ne derlerse desinler, Anayasa'nın ilgili maddelerini nasıl okurlarsa okusunlar, başarısız ve beceriksiz yönetimler sürekli olarak "kritik MGK toplantıları"na yol açmaktadır. Bu durum da Milli Güvenlik Kurulu'nu siyasileştirmektedir. MGK siyasileşince de Genel Sekreterliğin "ilgi" ve "çalışma" alanları çoğalmakta, organizasyon büyümekte ve "gerçek ağırlık" biraz daha artmaktadır. Demokratik kurumların kökleştiği ülkelerde de MGK benzeri kurumların varolması Türkiye'deki durumu haklı gösteremez.
* Bütün o ülkelerde MGK benzen kurumlarda siyasete yön veren kararlar alınamaz, hükümete "tavsiyede" bulunulmaz.
* Bütün o ülkelerde silahlı kuvvetler milli savunma bakanlıklarına bağlıdır.
* Bütün o ülkelerde başbakanlık müsteşarı ne kadar tanınıyorsa genelkurmay başkanı da o kadar tanınır.
Türkiye'deki durumun o ülkelerle kıyaslanmasının hiç bir anlamı yok. Bu nedenle de Avrupa Birliği ülkeleri siyasetteki "asker ağırlığı"nın bütün üye ülkelerdeki durumdan daha farklı ve "özel" olmasını anlamıyor. Gerçek durum ve siyasetteki beceriksizlik giderilmedikçe bütün MGK toplantıları "kritik" olmaya devam edecektir.
"Kritik" MGK
Piyasa haberleri verenler bile sözlerine başlarken "30 Nisandaki kritik MGK toplantısı öncesinde" diye başlıyorlar
Haberin Devamı

