AKP, seçim kazanır kazanmaz toplumun beklediği mesajları vererek desteğini artırdı. Bu partinin kaynaklarına bakarak, kuşkulu yaklaşımları olanlar da bu hükümete "kredi açılması gereğini" kabul ederek yıpratıcı tavırlar almadılar.
Hükümetin kuruluşundan önce belli olan bir "şans" daha vardı. Geçen koalisyon hükümeti ekonomideki en olumsuz dönemi yaşamış, en ağır kararları almış ve yeni hükümete çok elverişli bir zemin bırakmıştı.
Bu zemin üzerinde hızlı kararlar alınarak ilerlemeler sağlanması beklenirken, hükümet içinde önemli uyum sorunları ortaya çıkmaya başladı.
Bakanların çelişik açıklamaları kamuoyuna bir uyumsuzluk göstergesi olarak yansırken temel ekonomi konularında da hükümetin ipleri eline almakta zorlandığı görülmeye başlandı.
Öncelik karmaşası...
Bunun dışında, Avrupa Birliği meselesine büyük ağırlık veren hükümetin istemediği bir şekilde türban meselesi ortaya çıktı. Bunun ardından üniversiteler ve YÖK ile bir gerilim yaşanmaya başlandı.
Bu hükümetin öncelikleri arasında ne YÖK vardı ne de üniversiteler, ne türban vardı ne de öğrenci affı. Ama hükümet erkânı birden kendilerini bu meselelerin içinde buldular.
Ayrıca Tayyip Erdoğan'a başbakanlık yolunu açacak olan anayasa ve yasa değişikliği hükümetin birinci ve en önemli meselesiymiş gibi ele alınmaktadır.
Seçimin hemen öncesinde ve sonrasında AKP sözcülerinin vaat ettikleri anayasa ve yasa değişiklikleri bundan ibaret değildir. Ama şu anda sadece bu "yol açma" konusu birinci faaliyet alanına dönüşmüştür.
Sabır sonsuz değildir
Buna karşılık ekonomi alanında seçimden hemen sonra açıklanmış olan "acil eylem planı"nın bir tek maddesi, "mali miladın ertelenmesi" gerçekleşmiştir.
Ekonomide hem maddi hem manevi olarak avantajlı bir aşamada görev başına gelmiş olan hükümetten daha net ve hızlı kararlar beklenmektedir. Ancak henüz gerçek bir canlanma yolunda adım atılmamıştır.
AKP hükümeti büyük bir destek ve "kredi" ile gelmiştir. Geleneksel partileri, AKP'den çok daha köklü partileri sandığa gömmüş olan Türk halkının sabrının sonsuz olduğunu kimse düşünmemelidir. Verilen krediler de öyle çabuk tükenir ki, buna en çok hükümet şaşırır kalır.
Gazetelerin "köşe" yazarları
Basındaki rekabet bir süre önce önemli bir yanlışa neden oldu. Yeni isimler, yeni imzalar aranırken "basın dışına" çıkıldı. Üniversite öğretim üyeleri değil ama, asıl yanlış "başka işi olan" kişilerin, asıl "geçim kaynağı" başka ticari işler olanların da "yazar" yapılması oldu.
Üniversite öğretim üyeleri bu "yanlış" içinde sayılamaz. Ama hem üniversitede unvanı, görevi olan hem de herhangi bir şirketin yönetim kurulunda bulunan kişiler de kuşkusuz bu kapsama girer.
Gazetecilikte en önemli ilkelerden biri; gazetecinin, köşe yazarının gazetecilik dışında bir işi olmamasıdır. Bu ilke gazetecinin, yazarın çıkar kaygılarının etkisi altında kalmamasının güvencesi olarak görülmektedir. Batı'nın birçok önemli yayın organı, bünyesinde çalışan gazetecilerin borsa kağıtlarına sahip olmasını da yasaklamaktadır. Birkaç yıl önce başlamış olan bu "yanlış" şu anda büyüyerek devam etmektedir. Bunu söylerken, halen gazetelere düzenli yazı yazan herhangi bir kişinin "kimi çıkarların etkisiyle" yorum yaptığını söylemiyoruz. Ama kural ve ilkeler bu ihtimallerin önlenmesi içindir.
Krediler çabuk biter
AKP, seçim kazanır kazanmaz toplumun beklediği mesajları vererek desteğini artırdı. Bu partinin kaynaklarına bakarak, kuşkulu yaklaşımları...
Haberin Devamı

