Kosova halkı, eski Yugoslavya’nın parçalanma sürecinde çok acı çekti. Sonunda bağımsızlığını ilan etti.
Türkiye, resmi politika olarak bağımsızlık ilanına ABD ve Avrupa gibi, olumlu bakıyor. Rusya ise tam olarak Sırbistan’ın yanında.
Rusya lideri Putin’in geçen hafta Kosova konusunda Batı’nın çifte standart uygulamasıyla ilgili olarak KKTC örneğini vermesi bizi de meselenin içine doğrudan katmış oldu.
Ankara’da tekrar edilen görüş şu:
Batı nasıl Kosova halkının kendi iradesiyle bağımsızlığını tanımışsa, aynı şekilde KKTC halkının iradesine de saygı göstermelidir.
Buraya kadar mantıkta bir hata yok.
Ama sonra işler çatallaşıyor. Çünkü güneyimizde, Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürdistan devleti kurulması yolunda yine Batı’nın desteğiyle hızlı adımlar atılıyor. Bu aşamada bir federe devlet söz konusu olabilir ama arkası, “üç vakte kadar”, yani Irak petrolünün paylaşımının tamamlanmasıyla tam bağımsızlık olarak gelecektir.
Bizim sıkıntımız da bu noktada ortaya çıkıyor. Kosova bağımsız olabilir, o zaman KKTC de bağımsız devlet olarak tanınmalıdır dedikten sonra sıra Kuzey Irak’ta bir Kürt devletine geldiği zaman “kesinlikle hayır”a geçiyoruz...
Karmaşık bir diplomatik lisanla bu üç örneğin arasındaki farklar anlatılabilir. Tabii ki tarihsel ve bugünkü konumlanma açısından birçok farklar vardır ama sonuçta her üç mesele de o bölgede yaşayanların, idare edilme tarzı hakkındaki kararı kendilerinin almasıyla ilgilidir.
Kosova halkıyla tarihsel ve manevi bağlarımız vardır, tabii ki Kıbrıs Türk halkıyla da çok daha yoğun bağlarımız vardır.
Bu iki örnektekine yakın bağların Kuzey Irak halkıyla da oluşturulması belki bugünkü tedirginliği biraz azaltır ama tümüyle ortadan kaldırmaz. Çünkü Türkiye’de Kuzey Irak’tan daha fazla Kürt yaşıyor.
Durum kolay değil. Türkiye Kosova'yı tanıdı. Ardından Putin'in de sayesinde "Siz de KKTC'yi tanıyın" dediğinde karşıdan gelecek yanıtlar bellidir: "Sizde Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıyın ve Kuzey Irak'ta Kürtlerin bağımsızlık yoluna engel çıkarmayın.
Türkiye'nin bu "sıkıntılı" durumdan çıkmasının birinci olarak derhal "iç barış"ı sağlamamız ve bütün Kürtler için asıl çekim merkezinin Türkiye olduğuna inanmamızdır.

