Bu sayısı az olan köşe yazarları Tayyip Erdoğan’ın köşe yazarları. Kendisi aynen öyle söyledi: “Senin maaşlı köşe yazarların var, silahşörlerin var. Benim o kadar köşe yazarım, silahşörüm yok.”
Bu cümle Erdoğan’ın Doğan Grubu’na karşı, Deniz Feneri hırsızlığı haberlerini gerekçe göstererek açtığı savaşın mantığını gösteriyor.
Tayyip Bey bir savaşa girmiş ama onun köşe yazarı sayısı daha azmış... Bu, sadece Doğan Grubu gazetelerinde çalışan gazetecilere, köşe yazarlarına değil, AKP’ye yakın gazetelerde yazanlara da ağır bir hakarettir.
Basın özgürlüğü... Bağımsız basın... Özgür basın... Fikir özgürlüğü... Köşe yazarının fikirlerini özgürce savunabilmesi... Farklı fikirlerin uygarca tartışılması... Bunların hiçbiri Erdoğan için bir anlam ifade etmiyor. O, köşe yazarlarını saymış, “kendisine ait olanların” daha az olduğuna karar vermiş.
Erdoğan “köşe yazarı” nın arkasına “silahşor” kelimesini de ekliyor. Onun için köşe yazarı silahşor demekmiş. Tayyip Bey’in köşe yazarlığını yapan, aslında kendisine ait olan “silahşör” sayısı da azmış...
Deniz Feneri hırsızlığı ile ilgili haberlere gelirsek... Bu konuda “Tayyip Erdoğan’a ait olmayan” basında çok sayıda haber yayınlandı. Haberlerin bazıları fenerin ucunun Başbakanlığa kadar ulaşabileceği iddialarını içeriyor. Bunların doğruluğu soruşturmanın devamında ortaya çıkacaktır.
“Tayyip Erdoğan’a ait olan basın” gibi “siyasi iktidardan bağımsız basın” da Ergenekon soruşturması ve davasıyla ilgili en küçük iddiayı bile haber yaptı. Ki bazıları da meslek etiği açısından eleştirilebilir.
Konu Ergenekon olunca her bilgi kırıntısının haber olması doğaldır, konu Deniz Feneri hırsızlığı olunca “birilerini” rahatsız edecek haber yapılamaz... Başbakan’ın ve çevresinin “habercilik” ve “gazetecilik” le ilgili mantığı bu kadar basittir. Bu kadar basit olduğu için de köşe yazarlarını silahşor olarak görüyor ve “bana ait olanlar-olmayanlar” ayrımına gidiyor.
Başbakan’ın “mahalle dedikodusu” üslubuyla basın savaşına girişmesinin Tansu Çiller’in son dönemini andırdığını dün yazmıştık. Ama dünkü konuşması Erdoğan’ın bu üslubu en alt düzeyde devam ettireceğini gösteriyor.
“Sana bir hafta süre...” dedi... Bu bir hafta süre içinde o da bir şeyler açıklasın... Deniz Feneri hırsızlarının çalıp Türkiye’ye gönderdiği paraların nerede olduğunu açıklasın... Şaban Dişli’nin 1 milyon dolarını açıklasın... Sabah-atv grubunun satışını açıklasın... Gaziantep’teki arsa vurgununu açıklasın... Tayyip Bey’in söylediği gibi “bu hamurlar da daha çok su kaldırır...”
“Sana bir hafta süre...” diye başlayan, “mahalle” düzeyindeki bir tehdit ve şantaj üslübu değil Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı’na, hiç kimseye yakışmaz, yakışmamalıdır.

