PKK’nın son saldırıları dolayısıyla, ülkemizin ve bütün vatandaşlarımızın geleceği bakımından gerçekten korkutucu bir “körler dünyası” ayakta olduğu gerçeği tekrar ortaya çıktı.
Körler ikiye ayrılıyor.
Bir bölümü cehalet; tarihi ve dünyayı bilmeme nedeniyle kör olup bütün toplumu da körleştirme faaliyeti içinde. Ve bazıları, sanki terör sorunu geçen hafta başlamış, terörden önce bir Kürt meselesi yokmuş gibi yaşıyor. Yüzlerce kitap yazılmamış, yüzlerce çalışma, yüzlerce araştırma yapılmamış gibi, sanki mesele son şehitlerimizin haberiyle ortaya çıkmış gibi davranıyor.
Bu mesele üzerine hiçbir fikir beyan etmemiş olanlar, “toplanalım, konuşalım” diyor. Sanki ilk kurşun atıldığından bu yana çeyrek yüzyıl geçmemiş gibi...
Körler dünyasının diğer bölümündeyse bütün sorunların kaynağında demokrasi olduğunu düşünenler bulunuyor; her kan dökülüşünde, her şehit cenazesinde kendilerinin haklı çıktığını sanıp için için seviniyorlar...
Evet, “seviniyorlar” diyoruz, çünkü bunlar büyük siyasi hedefler içinde insan canının teferruattan ibaret olduğuna inanılan bir dünyada yaşıyor.
Körler dünyasında bu iki kesim yaşıyor.
Bir de günlük “pratik dünya”nın iki yanında yaşayanlar var.
Bunların bir bölümü, olayın esasıyla, ülkenin orta ve uzun vadeli geleceğiyle ilgili değil; bugün bu olaylar iktidar partisini yıpratır umuduyla yaşıyorlar.
Onlar için önemli olan şehitler değil, siyasi iktidarın başlattığı “demokratik açılım”ın başarısız olması.
Bugünkü başarısızlık görüntüsünün zararını bütün ülkenin, bütün vatandaşlarının çekiyor oluşu onlar için önemli değil, yeter ki iktidar partisi başarısız görünsün!
Ve bir de iktidar partisi tarafı var. Onlar da meselenin esasıyla ilgili olmayıp bu şiddet olaylarının, saldırıların içeride ve dışarıda kazanılmış büyük başarılar nedeniyle kendilerine karşı “dış mihraklar ve onların içerdeki işbirlikçileri” tarafından tezgâhlandığına inanmış durumdalar...
Bu körler dünyasının dışında olup aslında en büyük kesimi oluşturanlarsa “siyasi irade kullanın, silahların susması için ortak bir irade oluşturun” diyor.
Türkiye gerçekten büyük bir ülkedir, körler dünyasının karanlıklarına, küçük hesapçılar dünyasının ufuksuzluğuna hapis olmayacak kadar büyük bir ülkedir.
Bütün renkleriyle, bütün kültürel ve toplumsal zenginlikleriyle ve geleceğin demokraside olduğuna inanmış bütün vatandaşlarıyla Türkiye, büyük bir ülkedir.

