Korku duvarları

Her önemli tartışma geliyor, korku duvarlarımıza çarpıp kalıyor. Bu korku duvarlarını inşa edenlerle korkanlar aynı. Ve onlar, herkesin bu korku duvarları ardında yaşamasını, asla “üstüne vazife olmayan” işlere karışmamasını istiyor

Haberin Devamı

Her önemli tartışma geliyor, korku duvarlarımıza çarpıp kalıyor. Bu korku duvarlarını inşa edenlerle korkanlar aynı. Ve onlar, herkesin bu korku duvarları ardında yaşamasını, asla “üstüne vazife olmayan” işlere karışmamasını istiyor.

Korku duvarları yüzünden hiçbir şeyi açık konuşamıyoruz. Sorun ne olursa olsun; açık konuşulmadığı sürece, çözüm üretmek bir yana, daha da büyüyor ve korku duvarlarının yanında yeni bir duvar olarak yerini alıyor.

İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında gerçek bir korkumuz vardı. Büyük güçlerden birinin saldırısına uğramaktan, işgal altında kalmaktan korkuyorduk. Bu, gerçek bir korkuydu. Ama bu gerçek korkunun yanına gerçek olmayan başka korkular da ekledik. Ülkemizin Müslüman olmayan vatandaşlarının hep dışarıdan birileriyle işbirliği yapacağı korkusunu kendimiz inşa ettik.

***

İkinci Dünya Savaşı’nın ertesinde, 1980’li yıllara kadar en büyük korkumuz “komünizm” oldu. Batı Avrupa’da doğmuş, Sovyetler Birliği ile büyümüş bu hayalet, yaklaşık kırk yıl boyunca sürekli olarak gözlerde ve ruhlarda büyüyen bir korku halini aldı.

Komünizm korkusu, bu tehlikeye karşı toplumsal ve ekonomik tedbirler düşünmek yerine, sivilleri savaşmaları için örgütlemek ve yetiştirmek, ağır hukuki tedbirlerle farklı en küçük bir düşüncesi olanların üzerine gitmek gibi paranoyaları artıran, ama asla derde deva olmayacak işlere girişildi.

Bu korkuların ortak adı aslında hep “vatan elden gidiyor” formülüyle halka aktarıldı.

Bu korku bir yanda askeri darbeleri hazırladı, diğer yanda halkın demokrasi korkusunu güçlendirdi. Demokrasinin bizzat kendisi bir korkuya dönüştü. “Fazla serbestlik anarşi getirir sonra vatan elden gider” korkutması kuşaklar boyunca insanların içine sindirildi.

Şiirden korkuldu, sinemadan korkuldu, eli kalem tutan herkesten korkuldu.

Şu anda komünizm korkusu yok, anarşi korkusu yok, dolayısıyla demokrasiye yavaş yavaş alışıyor, demokrasinin korkulacak bir şey olmadığını ağır ağır da olsa anlıyoruz.

***

Ama başka bir korku son yirmi yıldır üzerimize bütün ağırlığıyla çökmüş bulunuyor. Bu da “bölünme” korkusu. Açıkça söylenmese de ülkemizdeki Kürt kökenli vatandaşların bir gün şu ya da bu şekilde ülkemizi bölebileceğini, topraklarımızın bir bölümünü alıp gidebileceklerini düşünüyoruz.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren defalarca Kürt isyanları oldu ve devlet bunları bastırmakta fazla güçlük çekmedi. Son isyanı ise bastırmakta zorlanıyoruz. Dolayısıyla bölünme korkumuz büyüyor. Genç insanların dökülen kanları, binlerce ailenin bağrını yakan ölümler aslında ülkemizin silah zoruyla bölünmesinin mümkün olmadığını gösterdi. Ama bu kez korkumuzu başka alanlara taşıdık, geleceğimizi açık açık tartışamadığımız için şimdi de Kuzey Irak’ta bir Kürdistan kurulmasından korkar olduk.

Çevremizde ve dünyada, bizim belirleyemediğimiz ve belirleyemeyeceğimiz gelişmeleri önceden kestirecek bir ufuk açıklığı edinmek ve her gelişmenin ülkemiz ve insanlarımız açısından bir faydaya dönüşmesini sağlamak için konuşma becerisini gösteremediğimiz sürece de korkmaya devam edeceğiz.

Biz korkuyoruz, her gelişmenin ardında başımıza örülecek yeni çoraplar arıyoruz diye dünyanın değişimi durmayacak. Dünyadan ve kendimizden sürekli korktuğumuz için insanlığın refah yarışında sürekli olarak geriye düştüğümüzü bir gün göreceğiz.

DİĞER YENİ YAZILAR