Başbakan Erdoğan’ın uluslararası politika konularını bir an önce bırakması gerekiyor.
Geçen hafta, Avrupa Birliği büyükelçilerine “kör müsünüz” dedi, önceki gün de Filistin sorununa fokları karıştırdı.
Avrupa Parlamentosu’nda bir Türkiye raporu hazırlanmış ve bu raporun Kıbrıs bölümüne gerçekten haksız, eksik ve yanlış bilgi ürünü olan yorumlar yazılmıştır.
Ankara’nın rapordaki o yorumlara tepki göstermesi ve bu fırsattan yararlanıp Kıbrıs’ta çözüme dönük yeni politikasını bir kez daha anlatması doğaldır, doğrudur.
Ama Rum tarafının Kıbrıs sorununda çözüme yönelik çabaları engelleme siyasetini sürdürdüğünü anlatmak için büyükelçilere “kör müsünüz” denilirse, o öfke başka sorulara yol açar. Bunun da Türkiye’ye bir fayda sağlayacağını sananlar ancak bu konulardan hiç anlamayanlardır. Söz konusu olan, kıraathane üslubu ve mantığındaki, “adamlara ağızlarının payını verdik” böbürlenmesi basitliğinden başka bir şey değildir.
Ankara yıllar boyunca Ermeni meselesi her ısındığında, Amerikalılara “Siz de Kızılderilileri öldürdünüz”, Fransızlara “siz de Cezayir’de soykırım yaptınız” deyip durdu. Bu mantığın dolaylı bir “kabul” olduğunu anlamayanlar Türkiye’nin resmi politikasının bu nedenle iyice zayıfladığını da tabii hiç göremedi.
Tayyip Erdoğan’ın, önceki gün Batı’nın Filistin dramına ilgisizliğini eleştirirken, “fokları” kullanması da aynı mantığın bir başka ifadesi olarak çok kişiyi gülümsetmiştir. Bu tür benzetmeler kıraathane sohbetlerinde, ev kadınlarının sohbetlerinde bol bol geçebilir, ama uluslararası politikada geçmez.
Erdoğan, başbakanlık makamının kendisine “duygusal patlamalar” hakkı verdiğini sanıyor olabilir ama danışmanlar, başbakanlar yanlış sanılara kapılmasınlar diye vardır. Konuşmaları konuların uzmanları yazar.
Davos’taki “one minute” gösterisinin İslam dünyasındaki olumlu yansımalarından memnun kalan Erdoğan, “artçı” gösterilerle aynı etkiyi yaratmak istiyor olabilir.
Bu gösterilerin farklı etki ve yansımalarını da Başbakan’a anlatmakla yükümlü olanlarsa, yakın çalışma arkadaşlarıdır.
Siyaset, okul münazarası değildir, Başbakanlık ise uluslararası platformlarda kişisel duygularını kıraathane üslubuyla anlatma yeri hiç değildir.

