Kendilerine "Emek Platformu" adını veren sendika ve örgütler Ankara'da büyük bir miting yaptı. Amaç SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na devrine ve Köy Hizmetleri'nin kapatılmasına olan tepkiyi göstermekti.
Başbakan'ın bu mitinge cevabı, "Bu konu onları ilgilendirmez" ve "adam toplamak için yaptıkları harcamayla bir iki hastane kursunlar" şeklinde oldu.
Mitingi düzenleyenlerin sözcüleri de Başbakan'ın sözlerine "Başbakan ve bakanların kullandıkları özel uçaklarla çok hastane yapılırdı" diye cevap verdiler.
Başbakan'ın cevabı da ona verilen cevap da klasik "laf oturtma" örnekleridir ve işin, tartışmanın esasıyla bir ilgisi yoktur.
Eğer Ankara'da 100 bin kişi, hükümetin aldığı bazı kararlara tepki göstermek için miting yapıyorsa, Başbakan'ın görevi "laf oturtmak" değil o mitingte savunulan görüşlere karşı kendi görüşlerini anlatmak ve o görüşlerdekileri "ikna" etmektir.
Bu "toplantı", "miting", "gösteri" gibi hak ve kavramlar da henüz en yetkili kişiler tarafından hazmedilmiş değildir. AB için yola çıkmış bir ülkede miting yapanlara miting yapıyorlar diye kızmak ve laf oturtmak, bu hakkın kullanılmasının öneminin anlaşılmadığını gösterir.
Özgür ve demokratik toplumlarda bu hakların önemi ve her vatandaşın ülkede ve dünyada olup bitenler üzerine görüş belirtme hakkı okullarda ders olarak anlatılıyor. Başbakan'ın bu hakkın kullanılmasına kızmak gibi bir hakkı yoktur. "Onları ilgilendiren bir konu değil" demeye de hiç hakkı yoktur.
Neyi tartışıyoruz?
Çünkü, bir daha tekrarlayalım: Özgür ve demokratik ülkelerde her vatandaşın her konuda fikrini söyleme hakkı vardır. Demokrasi, herkesin her konuda bilgi ve fikir sahibi olması ve bunu demokratik yollarla belirtmesi hakkının "kutsal" olduğu rejimdir.
Örneğin hemşire dernekleri YÖK konusunda bir toplantı yaparsa, Başbakan dahil hiç kimsenin bu durumda, "Size ne oluyor" demeye hakkı yoktur.
Miting yapanların savunduktan görüşlere Başbakan katılmayabilir ve Meclis kürsüsünden, kendisi de miting yaparak ya da medyada konuşarak görüşlerini anlatabilir. Ve anlatmak zorundadır. Çünkü, yine tekrar edelim, demokrasi bir tartışma ve ikna rejimidir.
Başbakan'ın cevabı "laf oturtma" şeklinde olunca karşı görüştekiler de ona "laf oturtma" ile cevap verir. Böylece yine asıl mesele tartışılmamış olur. Tartışılması gereken SSK ve devlet hastanelerinin durumu ve getirilecek çözümlerdir. Köy Hizmetleri'nin nasıl anlamsız, sadece iş bulma kurumu gibi çalışan bir örgüt olduğudur. Ama bunlan tartışmıyoruz.
Nedir tartışılan? Mitingi düzenleyenlerin yaptıkları masraf ve Başbakan ile bakanların özel uçak kullanmaları...
Mitingler düzenlenecek, hatta çok daha fazla miting düzenlenecek ve bunlar için örgütler gereken masrafı yapacaktır. Başbakan ve bakanlar da görevleri gerektirdiğinde özel uçağa bineceklerdir. Sendika ve dernek yöneticileri örgüt paralarını yanlış kullanırlarsa, hesabını o örgütün üyeleri sorar. Başbakan ve bakanlar keyif için özel uçak kullanıyorsa bunun hesabını da bütün vatandaşlar ve hukuk sorar.
Demokrasiyi bütün yönleriyle hazmetmek en başta toplumu yönetenlerin görevidir.
Meselelerin doğru zeminlerde, doğru biçimde tartşılabilmesini sağlamak ve o meseleleri bu şekilde tartışmak da en başta yine onların sorumluluğundadır.
Daha çok miting, daha çok toplantı, daha çok "doğru" tartışma... Bunlar, demokrasiyi güçlendiren en temel unsurlardır.
Konuşma hakkı
Kendilerine "Emek Platformu" adını veren sendika ve örgütler Ankara'da büyük bir miting yaptı. Amaç SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na devrine ve Köy Hizmetleri'nin kapatılmasına olan tepkiyi göstermekti
Haberin Devamı

